"BİR YİĞİT YAŞADIĞI KADAR DEĞİL, UĞRUNA ÖLDÜĞÜ İDEALLER KADAR GENÇ VE EBEDİDİR."
ADANMIŞLIĞIN YÜREĞİ: ON YEDİLİK BİR YİĞİT
Adı Mustafa Yiğit’ti. Doğduğu topraklar, Konya’nın Seydişehir ilçesine bağlı Kisecik Köyü, onun ilk nefesi ve son durağı olacaktı. Hayatı, henüz 17 yaşındayken, yalnızca bir işçi olarak ailesinin yükünü omuzlayan, gençliğin masumiyetiyle vatan aşkının ateşini birleştiren kutsal bir yeminle başlamıştı. Ailesi Seydişehir’e taşındığında, o sadece bir iş sahibi olmakla kalmadı; ruhunu adadığı davanın, Türk Milliyetçiliği Ülkücü hareketinin de kalbine yürüdü. Seydişehir Genç Ülkücüler Teşkilatı’nın yönetiminde görev alarak, yaşının küçüklüğüne aldırmaksızın, inancının büyüklüğüyle ülkücü hareketin çelikten neferi oldu. O, cephede duran bir asker gibi, gençliğini ve geleceğini bu kutlu davaya feda etmişti.
MÜCADELE ATEŞİ VE SON ZİYARET
Takvimler 24 Mayıs 1977’yi gösterdiğinde, kader ağlarını Kisecik Köyü’ne örmüştü. Mustafa, doğduğu topraklara, akrabalarını ziyaret etmek için dönmüştü. Bu masum ziyaret, onun şahadet yürüyüşüne dönüştü. Köyde, TÖB-DER üyesi solcu öğretmen Cengiz Okçu’nun başını çektiği, devrimci solcu militanlardan oluşan beş kişiyle karşılaştı. Bu karşılaşma, sıradan bir tartışma değildi; inançlara, kimliğe ve duruşa yapılan alçakça bir saldırının başlangıcıydı.
KAHRAMANIN SON KAVGASI
O anda Mustafa Yiğit, ne yaşını ne de karşısındaki kahpe kalabalığı düşündü. O, temsil ettiği davanın onurunu ve şerefini omuzluyordu. Altı kişi olmalarına rağmen, önce sözle başlayan düşmanlık, kısa sürede fiziki bir saldırıya dönüştü. Mustafa, tek başına, çelikten bir kale gibi dikildi. Gözlerinde ne bir korku ne de bir tereddüt vardı. İnancının ve adanmışlığının kuvvetiyle o alçaklara karşı yiğitçe durdu, onlarla yumruk yumruğa, cansiperane bir kavgaya tutuştu.
Yumruklarıyla bir yiğidi alt edemeyeceklerini anlayan o korkaklar sürüsü, namertliğin en karanlık yolunu seçti. Korkaklığın son sığınağına, kancıkça bıçaklara ve hançerlere sarıldılar. Çevresi ihanetle kuşatılmıştı. Hançerin biri girip diğeri çıktıkça, 17 yaşındaki o mübarek beden, kutsal kanla sulanıyordu.
SON NEFESTE DESTAN: GÖĞE YÜKSELİŞ
Kanlar içinde, toprağa düşerken dahi eğilmedi Mustafa. Saldırganlar, alçakça eylemlerini tamamlayıp, karanlığa karışarak kaçtılar. Ancak onların kaçışı, bir destanın doğuşuydu. Çevreden yetişenler, tarihe altın harflerle yazılacak o anı, hayranlık ve hüzünle müşahede ettiler: Mustafa Yiğit, son nefesini verirken, acının inlemesi yerine, dudaklarından Kur’an’dan ayetler dökülüyordu.
O, bedeni bıçak darbeleriyle delik deşik edilmiş bir işçiydi; ama ruhu, şehadet makamına yükselen, imanı çelikten bir neferdi. Bir yiğit daha, Konya’nın Seydişehir toprağında, 24 Mayıs 1977 günü, davasına son mührü vurarak, ebediyetle kucaklaşıyordu. Onun duruşu, gençliğin teslim alınamayacağının, inancın yenilmezliğinin sonsuz bir kanıtı olarak tarihe kazındı.
"KAHRAMANLAR, DÜŞTÜKLERİ YERDE DEĞİL, KALDIRDIKLARI BAYRAKLA ÖLÜMSÜZLEŞİR."