"Bir milletin varoluş destanında, bazı isimler sadece tarihe değil, doğrudan milletin vicdanına yazılır. Ahmet Ersan İnan, işte o vicdanın şahidiydi."
KİMLİK VE EBEDİ DAVA
O, sadece bir isim değildi; o, bir çağrının vücut bulmuş haliydi. TÜRK MİLLİYETÇİSİ kimliği, onun sadece kimlik kartında yazılı bir ibare değil, ruhunun en derinindeki yemin anıtıydı. AHMET ERSAN İNAN, ülkücü duruşuyla, hayatı mücadele alanına çeviren, inancının izinden dönmeyen bir kahraman olarak yükseldi. Onun kaderi, sıradan bir yaşam sürmek değil, kendinden büyük bir ideali, milletinin bekasını omuzlamak üzere çizilmişti. O, adını ŞEHİT’lik mertebesine taşıyarak ebediyete intikal edecekti.
RUHUNA İŞLENMİŞ VAZİFE
Bazı yiğitler için coğrafya ve dünyevi makamlar sadece teferruattır. Doğduğu yerin bilinmezliği ve mesleğinin detaylarının kayıp olması, onun adanmışlığının ne kadar yüce olduğunu gösteren birer mühürdür. O, hayatını meslek edinmişti. Türk-İslam olmanın ve onun uğrunda mücadele eden ülkücü nefer olmanın hazzı ve şevki, onun bütün rütbesiydi. O, sadece bir asker değil, topyekûn bir davanın erdemli temsilcisiydi; varlığını, mücadelesi içinde nefer olarak görev almaya adamıştı.
İSTANBUL’DA YÜKSELEN GÖLGE
Zaman, kanlı bir hesaplaşmanın yaşandığı 24 MAYIS 1978’i gösteriyordu. İstanbul, sadece bir şehir değil, karanlık ideolojilerin ve kahramanlığın çarpıştığı bir destan sahnesiydi. Bilinmeyen bir coğrafyadan gelmiş olsa da, Ahmet Ersan İnan’ın rotası, milletinin en çok ihtiyacı olduğu bu büyük metropole çevrilmişti. O gün, karanlık bir tuzak, iman dolu bir yüreği hedef aldı.
ALTILI PUSU VE SON YÜRÜYÜŞ
OLAY GÜNÜ, hainlik ve kararlılık karşı karşıya geldi. Bu yiğit ülküdaşımızın önü, zulmün ve yıkımın temsilcisi olan altı karanlık gölge tarafından kesildi. 6 kişilik devrimci solcu-komünist bir grup, sadece bir cana kastetmek için değil, bir inanca ve bir duruşa diz çöktürmek niyetiyle oradaydı. Ancak karşılarında, hayatını adadığı şevkten bir an bile geri dönmeyen bir nefer buldular. Tartışmaya, pazarlığa mahal yoktu.
KAHRAMANLIĞIN MÜHRÜ: ŞEHADET
Haince niyetlerini, alçakça bir korkaklıkla gerçekleştirdiler. Bir yiğide karşı altı silaha sahip olsalar da, asıl korkuları, Ahmet Ersan İnan’ın sahip olduğu inançtı.
Silahlarını ateşleyerek, bu kahraman ülküdaşımızı vurdular. ŞEHİT EDİLDİĞİ YER, İstanbul’un sokakları, bu büyük fedakârlığa şahit oldu. O, bedenini düşman kurşunlarına siper ederek, yalnızca bir hayatı değil, bir neslin onurunu kurtardı. 24 MAYIS 1978 tarihinde toprağa düşen bu yiğit, ölümüyle, ideallerin ölümsüz olduğunu bütün dünyaya haykırdı.
"Adı unutulmasın diye değil, uğruna can verdiği vatan, onun son nefesiyle hür kalsın diye düştü. O bir destandır, bir hatıra değil."