"Bazı ruhlar vardır ki, 24 yıla sonsuzluğu sığdırır. Onlar, en karanlık çağda dahi davalarının bayraktarıdır."
ATEŞTEN DOĞAN BİR BOZKURT
1956 yılının bereketli toprakları, Samsun’un Bafra ilçesinde, çiftçi bir ailenin sade yuvasında bir yiğit dünyaya geldi: Ekrem Çamaş. Henüz çocukluk çağında dahi, sıradan bir hayatın değil, bir ülküye adanmışlığın yükseleceğini belli eden bir duruşu vardı. Hayatı, toprakla başlayan, ancak ufku gökyüzüne uzanan bu genç, 24 yaşına geldiğinde, yalnızca bir fidan değil, kökleri derinlere inmiş bir çınar olacağının ahdini vermişti. O, sadece bir öğrenci değildi; o, milletinin ruhunu omuzlarında taşıyan bir TÜRK MİLLİYETÇİSİ'ydi.
KARADENİZ’İN KALESİNDE BİR SÖZ
Eğitim yolculuğu onu, hür düşüncenin ve çetin mücadelenin kalesi olan Trabzon’a, Karadeniz Teknik Üniversitesi’ne taşıdı. Burası, Ekrem’in sadece ders çalıştığı bir yer değil, aynı zamanda milleti için mevzilenip nöbet tuttuğu bir cepheydi. Gülbahar Mahallesi’ndeki o öğrenci evi, onun için sığınağın ötesinde, davasının karargâhıydı. Zira Ekrem, yalnızca okumakla yetinmedi; zorlu yıllarda dahi ülkücü gençliğin öncüsü olma cesaretini gösterdi. Önce Okul Başkanlığı görevini omuzladı, ardından Ülkü Yolu Derneği (ÜYD) ikinci başkanı olarak, gençliğe rehberlik etme şerefini kuşandı. O, korkunun hüküm sürdüğü dehlizlerde dahi inancın sancağını yere düşürmeyen, cesaretle adanmış bir liderdi.
24 MAYIS 1980: İHANETİN GÖLGESİ
1980 yılı, Türkiye'nin en sancılı, en karanlık dönemeçlerinden biriydi. Ülküdaş Ekrem Çamaş, Trabzon’da dimdik dururken, karanlık güçler, devrimci solcu-komünist militanlar, en sinsi ve en alçak yönteme başvurdular. İlim yuvası olması gereken Üniversite kampüsüne, yalnızca fiziki yıkım değil, manevi bir terör estirmek amacıyla zaman ayarlı bir bombayı yerleştirdiler. Bu eylem, sadece bir patlama girişimi değil, fikre ve vicdana sıkılan bir kurşun, bir gençlik hareketini susturma girişimiydi.
KIZIL ATEŞE DÜŞEN SON NEFES
Ve o kara gün geldi: 24 MAYIS 1980.
Alçakça kurulan tuzak, zamanı geldiğinde patladı. O an, bir ülkücünün kararlılıkla savunduğu değerlerin, zalimliğin ve hainliğin en şiddetli darbesiyle karşılaştığı andı. Üniversitenin duvarları sarsılırken, Ekrem Çamaş, davasının en sıcak cephesinde, en ağır bedeli ödedi.
Saatli bombanın patlamasıyla yayılan o kahpe ateş, henüz 24 yaşındaki bu yiğidin bedenini hedef aldı. İhanetin şiddeti öylesine büyüktü ki, ülküdaşımızın vücudu parçalanmış ve alevler içinde kalmıştı.
Bu, sıradan bir ölüm değildi; bu, bir imanın ateşte sınanışıydı. Ekrem Çamaş, son nefesini verirken, bedeni yansa da, ruhu yüceldi. O, ne bir kurban ne de bir mağdurdu; o, ülkesi ve inancı uğruna canını feda eden, adını ebediyete yazdıran bir ŞEHİT’ti.
O gün, Trabzon’un semalarında, bir bozkurt daha destanlaşarak şehitler kervanına katılıyor, geride bıraktığı meşale, geleceğin nesillerine yol gösteriyordu.
"O, bedeni paramparça olsa da, davasının ruhunu gelecek nesillere miras bıraktı. Ekrem Çamaş: Adı, şehitliğin en yüce rütbesiyle mühürlenmiştir."