"Bazı hayatlar, sadece nefes almak için değil, uğruna ölmeye değer bir inanç için yaşanır."
KİMLİK VE ONURLU EMEK
Adı: Mehmet Aras. Ruhu, Türk milliyetçiliğinin yüce ülküleriyle yoğrulmuştu. O, omuzlarında milletinin davasını taşıyan bir Ülkücüydü. İstanbul’un karmaşasında, hayatını alın terinin onuruyla kazanıyordu. Zeytinburnu’nda özel bir fabrikanın çarkları arasında bir işçi olarak çalışıyor, Küçükçekmece’deki mütevazı ikametgâhında ise büyük bir davanın heyecanını yaşıyordu. Mehmet Aras, emeğiyle geçinen, fakat gönlü zengin bir vatan sevdalısıydı; Küçükçekmece MHP İlçe teşkilatına üyeliği, onun bu inancı sadece sözde değil, eylemde de yaşattığının en güçlü kanıtıydı.
ATEŞ ÇEMBERİNDEKİ YEMİN
Mehmet Aras, yolunun dikenli olduğunu biliyordu. Karanlık güçlerin ve ideolojilerin karşısında duran bir Ülkücü olmanın bedeli ağırdı. Bu mücadele, onun için yeni değildi; daha önce hain saldırıların hedefi olmuş, yaralar almıştı. Bu yaralar, onun vazgeçişi değil, aksine adanmışlığının bir nişanesiydi. Düşmanının bıçağını ve kurşununu tatmış olmasına rağmen, Mehmet Aras geri dönmedi. Hak bildiği mücadelesine olan inancı sarsılmazdı. Her tehlike, onun kararlılığını daha da artırıyordu. O, korkuya boyun eğmeyen, davasının aydınlığına yürümekten çekinmeyen bir yiğitti.
SON YÜRÜYÜŞ VE EBEDİYET
Takvimler, Türkiye’nin en karanlık günlerinden biri olan 23 Mayıs 1979 tarihini gösteriyordu. O gün de, her zamanki gibi, inancından aldığı güçle dimdik ayaktaydı. Fakat vatan hainleri, sinsi bir plan kurmuş, onun yolunu kesmek için karanlığın en derin noktasına sinmişlerdi.
Uzun ve yorucu bir günün ardından, Mehmet Aras evine, huzur bulacağı yuvaya doğru yaklaşıyordu. Sırtında emeğin yorgunluğu, ruhunda davanın ateşi vardı. Evine sadece 150 metre kalmıştı ki, pusuda bekleyen devrimci solcu-komünist militanların hedefi oldu. Onlar, bir fikri susturmak için bir bedeni hedef almışlardı.
Mehmet Aras, inancının son nefesinde dahi geri adım atmayarak, hainlerin silahlı saldırısıyla düştü. O, evinin eşiğinde değil, davasının yüce sancağı altında, ebediyetin şehidi oldu. İstanbul’un bu kara günü, onun mücadelesinin, adanmışlığının ve en zor şartlarda bile inancına sadık kalışının mührü oldu.
"Davamızın yolu, geri dönmeyi reddedenlerin adımlarıyla yazılmıştır; her şehit, bu destanın ebedi bir satırıdır."