“Bazı hayatlar, sadece yaşadıklarıyla değil, uğruna ölümü seçtikleri kutsal derslerle tarihe mühürlenir.”
KİMLİĞİ VE İMANIN ÇAĞRISI
Gümüşhane’nin yiğitler yatağı Kelkit toprakları, bir sevdalının, Öğretmen Fuat Altun’un doğumuna tanıklık etti. O, sadece bu coğrafyada doğmakla kalmadı; henüz çocuk denecek yaşta, yüreğine Türk-İslâm ülküsünün hür ve destansı sancağını dikti. Gönlünde yaktığı bu ateşle, Kelkit BÜD’nin (Birlik ve Dayanışma Derneği) kuruluşu için büyük emekler verdi, gençlik yıllarının baharında bile davasının yılmaz neferi oldu. O, sadece bir birey değil, milliyetçi duruşun Gümüşhane’deki çelikten sesiydi.
YİRMİ DÖRT YILLIK BAHAR
Fuat Altun, 24 yaşında, ömrünün en verimli, en taze çağındaydı. Eğitim Enstitüsü’nden mezun olup öğretmenlik gibi mübarek bir görevi omuzlamıştı. Hayatının baharında olan nice gence yol göstermek için çıktığı bu yolda, mücadelesine kutsal bir vazife olarak devam etti. Onun için öğretmenlik, sadece bir meslek değil, geleceğin büyük Türkiyesi’ni inşa etme yeminiydi.
ALNINDAKİ KUTSAL VAZİFE
O, karanlık ideolojilerin, yıkıcı rüzgârların kol gezdiği bir dönemde, milletinin öz değerlerini öğrencilerine aşılamayı kendine şeref bildi. Sınıfların loş ışığında, yarınların kahramanlarına basit bir bilgi değil, bir duruş öğretiyordu. Kalbi iman dolu bu öğretmen, komünizmin kirli tohumlarının karşısına dikilerek; öğrencilerine Lenin yerine Allah’ı (c.c.), Rus yerine Türk’ü, orak-çekiç yerine hürriyetin sembolü olan Ay Yıldız’lı bayrağı öğretiyordu. O, göğsü vatan millet aşkıyla yanan, sarsılmaz inançlı gençler armağan edecekti. Bu kutsal adanmışlık, onu hedef tahtasına yerleştiren en büyük cesaret nişanesi oldu.
O KARANLIK GÜNEŞ BATARKEN
Takvimler 22 Mayıs 1980’i gösteriyordu. Günler karanlık, geceler hain pusu dolu bir çağdı. Fuat Öğretmen’in hayatı, sadece ders verdiği sınıflardan ibaret değildi; o, idealini her yerde yaşıyordu. O gün, Kelkit’in sıradan bir kahvehanesinde, belki de mücadelesinin bir sonraki adımını düşünüyordu. Saatler 22.00’ı gösterdiğinde, karanlığın emrindeki katiller sessizce yaklaştılar.
YENİLMEZ DURUŞ VE EBEDİ ŞEHADET
Fuat Öğretmen, oturduğu yerde, davasının verdiği sükûnetle beklerken, komünist katiller tarafından kalleşçe kurşunlandı. O anda, sadece bir insan bedeni yere düşmedi; zulme, ihanete ve haksızlığa karşı dimdik duran, geleceği aydınlatmaya yemin etmiş bir yürek susturulmak istendi. Ancak ne kurşunlar, ne de karanlık, onun temsil ettiği ülkülerin sesini kesemedi. Fuat Altun, 24 yıllık kısa ömrünü, bir öğretmenin verebileceği en büyük dersi vererek, vatan sevgisi ve iman uğruna feda etti. Gümüşhane’nin dağlarında yaktığı meşale, şehadetiyle birlikte sonsuzluğa taşındı.
“24 bahar süren ömrü, bir mermiyle son bulmadı; o, ülkülerin sonsuzluğuna Kelkit'ten doğan bir yıldız olarak yükseldi.”