"Bazı hayatlar sadece bir görev değildir; onlar, bir destanın yemini, bir milletin vicdanı ve hürriyetin nöbetidir."
BİR YİĞİDİN KİMLİĞİ VE YEMİNİ
O, toprakları Yozgat’ta filizlenmiş, ruhunu Türk Milliyetçiliğinin sarsılmaz inancıyla mühürlemiş bir yiğitti. Adı Necati Yılmaz’dı. Hayatını millete adamış Ülkücü genlerin bilge ve kararlı “ağabeysisi” olarak bilinirdi. Onun varlığı, sadece ideolojik bir duruş değil, aynı zamanda kökleri sağlam bir hayatın taahhüdüydü; zira o, beş fidanın babası, yuvasını sevgiyle saran bir eşti. Fedakârlığı, mesleği aracılığıyla somutlaştı; o, devletin adalet kapılarını, yani Malatya Doğanşehir Adliye Lojmanlarını, karanlık güçlere karşı korumayı seçen sade bir bekçiydi.
GÖREV YERİ: ADALETİN KALESİ
Necati Yılmaz’ın nöbet tuttuğu yer, yalnızca duvarlardan ibaret bir yapı değildi; o, hukukun ve düzenin temsil edildiği bir kaleydi. Malatya’nın sınır hattında, Doğanşehir Adliye Lojmanlarında her akşam mesaisine başlarken, sırtında taşıdığı sadece üniforması değil, ailesine ve milletine karşı verdiği onur sözüydü. O, ülkücü kimliğiyle, vatanın her karış toprağını ve her vatandaşın huzurunu kendi sorumluluğu olarak gören, adanmış bir muhafızdı. Her sükûnetli gece, aslında yaklaşan fırtınanın sessizliğiydi.
22 MAYIS 1997: SON NÖBET
Ve tarih 22 Mayıs 1997’yi gösterdiğinde, kader, Necati Ağabey’i en çetin sınavına çağırdı. O gün, lojmanlardaki görev yerinde, her zamanki gibi kararlılıkla nöbet tutuyordu.
Ancak, o gece Malatya semalarına sadece sessizlik değil, ihanetin kurşunları da çöktü. Bölücü örgüt PKK’lı militanlar, kalleşçe bir eylemle Adliye Lojmanlarını hedef aldı. O anın detayları, mücadele anının saniyeleri, tarihin sayfalarına tam olarak yazılmadı; fakat Necati Yılmaz’ın tercihi, yazdığı destan kadar netti: Geri çekilmek yerine, üzerine yağan ateşe göğüs germeyi seçti.
Çapraz ateşin ortasında kalan bu kahraman bekçi, ailesinin ve adliyenin namusunu korumak adına, adeta bir ateş çemberine yürüdü. Silahların sesi kesildiğinde, karanlık bir zafer kazandığını sanan alçaklar bilmeliydi ki; onlar sadece bir bekçiyi düşürmüşlerdi, ama yerini, Türkiye Cumhuriyeti’nin vicdanına mühürlenmiş ölümsüz bir kahraman almıştı.
ŞEHADETİN EBEDİ MÜHRÜ
Necati Yılmaz, 22 Mayıs 1997 tarihinde, Malatya’da, kutsal nöbetinin başında şehadet şerbetini içti. O, Malatya Doğanşehir’in bekçisi olarak canını feda etti, geride ise beş çocuğunun onurlu soyadını ve Türk Milletinin göğsünde daima parlayacak bir kahramanlık nişanesini bıraktı. O sadece bir bekçi değildi; o, millete adanmış bir ruhun, evlatlarının geleceği için canını seve seve veren bir babanın, son nefesine kadar yeminine sadık kalan bir ülkücünün timsaliydi.
"Necati Yılmaz, sadece bir bedeni toprağa vermedi; milletinin vicdanına, beş evladının geleceğine, namuslu bir bekçinin son ve en büyük nöbetini ebediyete teslim etti."