“Vatan toprağa düşen her damla kanda, o kişinin sadece bir isim değil, uğruna yürüdüğü büyük bir yeminin adı olduğunu fısıldar.”
KİMLİĞİNİN ATEŞTEN MÜHRÜ
Şenol Demiroğlu… Bu toprakların yetiştirdiği, duruşunu Karabük’ün sarsılmaz dağlarından alan bir isimdi. Ancak onu binlerce kişi arasından ayıran sadece doğum yeri değildi; o, kimliğini adadığı sarsılmaz bir inancın, Türk Milliyetçiliğinin ve Ülkücülüğün neferiydi. O, 1979’un karanlık ve fırtınalı Adana sokaklarında, bayrağı yere düşürmemeye yemin etmiş bir kahramandı.
ADANMIŞLIĞIN BEDELİ VE YUVASI
Şenol Demiroğlu, gönlünde taşıdığı bu büyük idealin yanında, yaşamının en kutsal yanını kurmuştu: Ailesi. Evliydi ve geride iki küçük emanet bırakmıştı. O, sadece davasının değil, yuvasının da direğiydi.
Başlangıçta, gençliğin ve bilginin ışığını öğrencilerine taşımak istiyordu. Adana Karşıyaka Lisesinde öğretmenlik yaparken, zihinleri aydınlatmayı kendine görev edinmişti. Ne var ki, 70’li yılların acımasız siyasi baskıları, onun gibi dürüst ve kararlı bir sesi susturmak istedi. En sevdiği meslekten, öğretmenlikten, sırf idealleri yüzünden ayrılmak zorunda kaldı. Bu, onun ilk büyük fedakârlığıydı; mesleğini bıraktı ama davasını asla terk etmedi.
TEŞKİLATIN GÖĞSÜNDEKİ KILIÇ
Mesleğinden ayrılmak zorunda kalınca, rızkını kazanmak için mütevazı bir bakkal dükkânı açtı. Ancak bu dükkân, onun için bir sığınak değil, ideallerine daha sıkı sarıldığı yeni bir mevzi oldu. Halkının arasında, nabzın attığı yerde durmaya devam etti.
Şenol Demiroğlu, MHP Adana Merkez ilçe teşkilatı sekreteri olarak, tehlikenin en yoğun olduğu alanda nöbet tutuyordu. O, masasının başından değil, sokağın ortasından, ailesinden ve rahatından feragat ederek, inancının sonuna dek hizmet eden bir adanmışlık timsaliydi.
21 MAYIS 1979: KURTULUŞ CADDESİ’NDEKİ SON DURAK
Ve o kara sabah geldi çattı. Tarih, 21 Mayıs 1979. Adana, henüz uyanmamışken, saatler 08.00’ı gösteriyordu. Şenol Demiroğlu, her zamanki gibi, evinden çıktı. Kurtuluş Caddesindeki petrol ofisinin karşısında, ekmeğini kazanacağı iş yerine gitmek için dolmuş bekliyordu. Bu, sıradan bir pazartesi sabahının sıradan bir anıydı.
Ancak o, sıradan bir yolcu değildi; o, hedefteki bir ülkücüydü.
Dolmuş beklerken, pusuda bekleyen karanlık gölgeler harekete geçti. Bir grup devrimci solcu-komünist militan, vicdanlarına sığdırdıkları nefretle, bir savunmasızlık anını fırsat bildi.
O, ne bir meydan muharebesinde ne de bir çatışma ortasında düştü. O, kendi yurdunun ortasında, ekmeği için yürürken, idealleri nedeniyle haince bir silahlı saldırının hedefi oldu. O durakta beklerken, son nefesten önce bile omuzlarında taşıdığı yükün bilinciyle dik durduğu, son anına dek davasından dönmediği biliniyordu.
Şenol Demiroğlu, Adana sokaklarında, ailesine ve vatanına duyduğu borcun son taksiti olan canını, 21 Mayıs 1979’da şehadet şerbetiyle ödedi.
“Bazı insanlar doğar, bazıları ise doğduğu ülkü için yeniden doğar ve vatan uğruna canını vererek ebediyete adını yazar. Şenol Demiroğlu, o ebedi nöbetin sönmeyecek meşalesidir.”