"Kimi hayatlar, sadece bir tarih defterine değil, milletin sarsılmaz yeminine yazılmıştır; kutlama gününün şafağı, aynı zamanda ebediyetin akşamına da gebedir."
YÜREĞİ ERZURUM’DAN TAŞAN SES
O, Anadolu’nun yiğit ruhunu, Erzurum’un karla kaplı, çetin topraklarından, Şenkaya’nın Gaziler (Bardız) Köyü’nden getirmişti. Adı Agah Gökçe’ydi. Bir Türk Milliyetçisi Ülkücü olarak, davasını yüreğinin en derininde taşıyor, geleceğe adanmış bir nefer olmanın bilincini her an yaşıyordu. Artvin Öğretmen Lisesi'ndeki ilk ateşten sonra, sınav ile İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ne geçiş yaparak ilim yolundaki yürüyüşünü tamamladı. Onun hedefi yalnızca okumak değil, ülkesinin gençliğini yetiştirecek bir öğretmen olmaktı.
ÖĞRETMENLİK HAYALİ VE SON ADIM
Takvimler 21 Mayıs 1980’i gösteriyordu. Agah Gökçe için bu gün, sıradan bir gün değil, yıllar süren mücadelenin ve azmin taçlandığı gündü: Mezun olmuş, öğretmenlik yemini etmişti. Gelecek artık onun önünde parlıyordu. O akşam, bir arkadaşının nişan törenine hazırlanmak üzere, basit bir gömlek provası için İstanbul Gültepe Dispanser Caddesi’ndeki terzi dükkanına gitti. Saatler 19:45’i gösteriyordu. Terzi, aynı davanın sönmez ateşiyle yanan bir ülküdaştı. Gömleğin provası yapılıyor, hayatın en masum ve telaşsız anları yaşanıyordu.
ÜÇ DÜĞMELİK İKRAM VE KADERİN ÇAĞRISI
Terzinin elleri, kumaşın üzerinde son dokunuşları yapıyordu. Sadece üç düğme iliklenmişti ki, kaderin o karanlık eli kapıyı çaldı. Geleceğe dair umutlar taşıyan gömleğin tamamlanmasına izin verilmedi. Dükkana, devrimci solcu-komünist militanlar, nefretin ve ihanetin gölgesini düşürerek baskın düzenledi. Bu, sıradan bir baskın değil, doğrudan hedefe kilitlenmiş bir ölüm çağrısıydı. Katillerin o soğuk ve buzlu sesi dükkanın içinde yankılandı:
“Agah Gökçe burada mı?”
SON YAYLIM ATEŞİ VE EBEDİ DİRENİŞ
O an, bir öğretmenin mezuniyet sevinci, ebedi bir destana dönüştü. Agah Gökçe, isminin çağrıldığı o an, zalimlerin karşısında yılmadı. Gelen düşman, beklediği cevabı almadan eyleme geçti.
O ve yanındaki ülküdaşı, gözü dönmüş katillerin acımasız yaylım ateşine tutuldu. İstanbul, 21 Mayıs akşamı, bir mezuniyet gömleğinin kanla mühürlenişine şahit oldu. Agah Gökçe, hayallerini tamamlayamadan, öğretmenlik yolunun başında şehadete ulaştı. Olay yerinde onunla birlikte bir arkadaşı daha düştü. Ancak acı sadece bununla kalmadı; o yaylım ateşinde ağır yaralanan Hüseyin Nihat Demir de, kaldırıldığı hastanede kurtarılamayarak vatanın kutsal şehitleri arasına katıldı.
ADALETİN KARANLIĞI
Bu kahramanlık ve trajedinin yaşandığı terzi dükkanı, İş Bankası’nın üzerinde, işlek bir caddede bulunuyordu. Şehrin kalabalığına, ışıklarına ve hareketliliğine rağmen, vicdanlar kör, gözler sağır kaldı. En çarpıcı olanı ise: Bu alçakça saldırının failleri meçhul kaldı. Bir milletin gözü önünde, bir öğretmen adayı kalleşçe katledildi, ancak karanlıkta kalan adaletin gölgesi, Agah Gökçe’nin fedakârlığını daha da yüceltti. O, sadece bir öğrenci değildi; davası uğruna, mezun olduğu gün canını veren bir millet kahramanıydı.
"Üç düğmesi iliklenmemiş bir gömleğin ardında kalan kahramanlık, 21 Mayıs 1980 günü İstanbul toprağına düşen her damla kanda, milletin geleceğine mühürlenmiş bir yemindir."