"Bazı hayatlar kısadır, ama taşıdıkları idealin ağırlığı çağları aşar. Onlar, göğüslerini siper edenlerin en genç neferleridir."
BİR MİLLETİN ADANMIŞ İŞÇİSİ
TÜRK MİLLİYETÇİSİ ÜLKÜCÜ ŞEHİT MEHMET ALİ AKAN. Bu isim, 1979 yılının kanlı defterine sadece bir kayıt olarak değil, bir duruşun ve fedakârlığın destanı olarak yazılmıştır. Yirmi beş baharın tazeliğini taşıyan bir ömürdü bu; kısacık bir hayat, ancak taşıdığı yük dağlar kadar ağırdı.
O, İstanbul’un Tuzla semtinde yaşayan sıradan bir işçiydi. Alın teriyle evini geçindiren, emeğiyle gurur duyan bir memleket evladı. Ancak Mehmet Ali Akan’ın omuzlarında sadece ailesinin yükü yoktu; Evliydi ve geride kalacak üç masum çocuk, onun bu dünyaya dair en büyük mirasıydı. O, bu genç yaşta, ailesi için yaşamakla davası için savaşmak arasında bir denge kurmuştu.
İDEALİN YÖNETİM KURULU KARARLILIĞI
Mehmet Ali Akan, kalbindeki milliyetçi ateşiyle sadece bir ferdin ötesine geçmişti. O, Milliyetçi Hareket Partisi Tuzla İlçe Teşkilatı Yönetim Kurulu üyesiydi. Bu, sadece bir görev tanımı değil, o dönemin karanlık cenderesinde, inandığı değerler uğruna atılan her adımın bir cesaret gösterisi olduğunun kanıtıydı. O, davasından geri dönmeyen bir neferdi; davasını evinde, işinde ve hayatının her anında dimdik taşıyan, inancının sarsılmaz bekçisiydi.
O KARANLIK GÜN: 21 MAYIS 1979
Tarihler 21 Mayıs 1979’u gösterdiğinde, İstanbul’un üzerinde ağır, puslu bir hava vardı. Mehmet Ali Akan, sıradan bir günün yorgunluğunu atmak için Tuzla Yayla Mahallesi’nde, bir kahvede oturuyordu. Bu, bir işçinin, bir babanın hak ettiği kısacık bir dinlenme anıydı. O an, bir ihanetin gölgesi çöktü üzerine.
Kinle bilenmiş karanlık ideolojilerin fedaileri, komünist militanlar, en savunmasız anında sinsice saldırdılar. O anın dehşeti, o saldırının alçaklığı, bir kahramanın son nefesini nasıl adadığına tanıklık edecekti. Mehmet Ali Akan, kurşunların hedefi olduğunda, sadece kendi bedenini değil, inandığı davanın sarsılmazlığını da koruyordu.
ŞEHADET YOLUNDA BİR YÜRÜYÜŞ
Ağır yaralıydı. Hayata tutunma mücadelesiyle, yaralı bedeni hastaneye yetiştirilmeye çalışılıyordu. O yol, onun için sadece asfalt bir şerit değil, ebediyete doğru attığı son adımlar, son duası oldu. Henüz 25 yaşındaydı; ardında üç yetim bırakan bu genç adam, hastaneye ulaşamadan, o yolda, davasının ölümsüzlük mührünü vurdu.
İşçi Mehmet Ali Akan, en kıymetli varlığı olan canını, inandığı değerler uğruna çekinmeden feda etti. O, bir işçiydi, bir koca ve bir babaydı; ancak şehadetiyle, bir milletin vicdanına adanmışlığın destanını yazdırdı.
"Bir işçinin fedakârlığıyla mühürlenen bu destan, 21 Mayıs 1979'da yazıldı, ama yankısı nesiller boyu sürecektir."