"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz; bir inancın kalesi gibi, her zerresi kutsal bir direnişle korunur."
KİMLİĞİ VE YÜREĞİNDEKİ YURT SEVDASI
Tarihin acımasız sayfalarında, 21 Mayıs 1980 günü, adını fedakârlığın ebedi defterine yazdıran bir kahramanın, Şehit Hacı İsmail Yamaç’ın destanı yankılanır. O, yalnızca bir birey değil, MİLLETİN ASİL RUHUNUN vücut bulmuş haliydi; bir Türk Milliyetçisi, bir Ülkücü. Kökenleri, Sivas’ın çetin ve bereketli topraklarına, Koyulhisar İlçesi’nin Boyalı Köyü’ne uzanıyordu; ancak şehadet tacını BURSA’da takındığı biliniyordu. O, hayatı boyunca taşıdığı Hacı unvanı ile sadece fiziki bir yolculuğun değil, manevi bir adanmışlığın da temsilcisiydi.
TOPLUMUN VİCDANI VE BİR OCAK BAŞKANI
İsmail Yamaç, 45 yaşında, olgunluğunun zirvesinde, yedi cana yuva olmuştu; evli ve beş evlat babasıydı. Ailesi için bir sığınak, milleti içinse sarsılmaz bir dayanak noktasıydı. Mesleği gereği esnaf olarak İstanbul Çağlayan’da, evinin hemen yanındaki Sahra Sokak’ta, Kayabaşı Çıkmazı’nda bakkallık yaparak ekmeğini kazanıyordu. Ancak onun hizmet alanı dar bir dükkanın duvarlarıyla sınırlı değildi. Çevresinde HAYIRSEVERLİĞİ ile anılan, toplumsal sorumluluğu omuzlayan bir önderdi; Çağlayan Cami Yaptırma Derneği’nin başkanı olarak, inancın ve birliğin yaşayacağı mekanları inşa etme gayretindeydi. O, milletin temel taşlarını birleştiren, yorulmaz bir mimardı.
SİPER EDİLEN DÜKKAN: YILMAYAN DİRENİŞİN DESTANI
Ne var ki, milletin huzurunu hedef alan karanlık güçler, İsmail Yamaç’ın adanmışlığından rahatsızdı. Onun bakkal dükkânı, sadece ticari bir mekan değil, adeta bir ülkü kalesiydi. Bu kale, daha önce iki kez bombalanmış, bir defa da otomatik silahların namlularından çıkan nefretle taranmıştı. Her saldırı, yıkım ve ölüm tehdidi taşıyordu. Fakat İsmail Yamaç, her seferinde dükkanının kapılarını, inancının gücüyle yeniden açtı. O, mermi izlerini silerken, gönlündeki imanı temizlemedi. Korkunun gölge düşürdüğü bir çağda, her sabah kepenkleri kaldırmak, düşmana karşı verilmiş en büyük ve en onurlu sözdü: “Ben buradayım, ve burası Vatan!”
SON SEFER: 21 MAYIS 1980 SABAHI
O karanlık günün şafağı 21 Mayıs 1980’i gösteriyordu. Sabah saat 07.30 sıralarıydı. İstanbul, henüz uykudayken ve güneş henüz gölgeleri tam anlamıyla dağıtmamışken, İsmail Yamaç o kader anına yürüdü. Yılmayan bir ruhla, alışkanlık değil, adanmışlık gereği dükkanının kapısını açıyordu. Ancak bu kez, beklenen tehlike, bir anda karşısında somutlaştı. Üç alçak THKP/C’li militan, pusu kurmuştu. Silahlar patladığında, bu yalnız kahraman, inancının bedelini canıyla ödedi.
ŞEHADETİN NURU VE ÖLÜMSÜZLÜK
Canını vatanına feda eden Ülküdaşımız, o hain saldırıda ağır yaralandı. Şişli Devlet Hastanesine yetiştirilmek üzere yola çıkılmıştı, ancak ecel onu yolda yakaladı. Hacı İsmail Yamaç, davasının yolunda, beş evladını ve ailesini geride bırakarak, son nefesini şehadetle taçlandırdı. O, sadece bir kurşuna yenilmedi; üç kez bombalanmasına rağmen terk etmediği mevziinde, en zorlu imtihanı vererek ölümsüzleşti. Cenazesi, Şişli ve Kâğıthane'nin kederli toprağı olan Hastal Kabristanı'nda, milletinin dualarıyla huzura erdi. O, bakkal dükkanını vatanın küçük bir parçası addedip, onu son nefesine dek koruyan destan bir esnaftı.
"Korkunun hüküm sürdüğü yerde, bir dükkanın kapısını her gün açmak, en büyük kahramanlık ve en kutsal mirastır."