"Bazı hayatlar sadece bir tarih değil, bir direniş manifestosudur; Ali Keskin’in adı ise, babalık acısıyla yoğrulmuş bir imandır."
KİMLİĞİ VE YÜKSEK SADAKATİ
Anadolu’nun kadim toprağı Çankırı’nın Ilgaz İlçesi’nden fışkıran bir çınar, Türk Milliyetçiliğinin sarsılmaz kalesi: Ülkücü Şehit Ali Keskin. O, sadece bir vatandaş değil, davasına adanmış, ömrünü bu uğurda tüketmiş bir dava adamıydı. Ankara’nın kalbinde, Kayaş Boğaziçi Mahallesi’nin 2. Sokağı’nda ikamet ediyordu; hayatını EGO İşletme Müdürlüğü’nde çalışarak tamamlamış, memleketine hizmetini tamamlayıp emekliliğin huzuruna erişmişti. Ne var ki, o dönemin karanlık fırtınaları, bir kahramana sükûneti çok görmüş, onu cephede kalmaya mecbur bırakmıştı.
BİR YÜREĞİN TAŞIDIĞI EN AĞIR YÜK (14 NİSAN 1978)
Ali Keskin’in hayatı, iki yıl önce, bir babanın yaşayabileceği en ağır darbeyle mühürlenmişti. Henüz 14 Nisan 1978’de, aynı nefretin ve yıkımın temsilcileri olan komünist militanlar, canından çok sevdiği oğlunu şehit etmişlerdi. Bu korkunç kayıp, Ali Keskin’i yıkmadı; aksine, onu bir anıt gibi dimdik ayakta tuttu. O, artık sadece kendi hayatını değil, şehit edilen evladının mirasını da koruyan, tehlikenin göbeğinde, metanetle bekleyen bir nöbetçiydi. Bu acıyı içinde taşıyarak, tehlikenin evinin etrafında döndüğünü bile bile, ülkülerinden zerre kadar taviz vermedi.
SON MUHASARA VE ATEŞ ÇEMBERİ (21 MAYIS 1980)
Yıllardır süren tehditler, Ali Keskin’i yıldıramamıştı. Daha önce de saldırıya uğramasına rağmen, yuvasını terk etmemişti. Ancak 21 Mayıs 1980 günü, kaderin en karanlık perdesi açıldı. Ankara, o sabah sadece bir emeklinin evine yapılan alçakça bir saldırıya değil, yedi azılı Devrimci solcu komünist militanın korkakça bir muhasarasına tanıklık ediyordu.
Yedi katil, o tek yürekli adamın yaşadığı mütevazı evi çepeçevre sardı. Bir orduya karşı geliyormuşçasına, alçaklar bomba ve silahlarla saldırdılar. Bu, bir çatışma değil, bir infaz girişimiydi; sayıca üstün ve mühimmatça güçlü olanların, davasından dönmeyen tek bir adamı susturma girişimiydi.
YARALANMA VE SON NEFESİN DESTANI
Bu ateş çemberinin ortasında, Ali Keskin vücudunun çeşitli yerlerinden yara aldı. Direnişin bedeli ağırdı; kullanılan vahşet, onun en hayati organlarına nüfuz etti. Kalbi ve akciğerleri büyük hasar görmüş, vücudunu iç kanama sararak teslim olmaya zorlamıştı.
O, son gücüyle hastaneye kaldırıldı; doktorlar o kahraman ruhu hayatta tutmak için insanüstü bir çaba gösterdi. Ancak yedi kişinin bomba ve silahlarla düzenlediği o hain saldırının derinliği, bedenin direncini kırmıştı. Ali Keskin, vatanın bekası uğruna girdiği bu son mücadeleden bedenen kurtulamadı ve yiğitçe şehitlik mertebesine ulaştı.
SON VEDA VE ÖLÜMSÜZLÜK
21 Mayıs 1980, Ankara semalarına sadece bir yas değil, bir babanın ve oğlunun aynı imanla adandığı bir destanı yazdı. Ali Keskin’in cenazesi, davasının ve milletinin minnettar omuzlarında, Karşıyaka Asri mezarlığında ebediyete uğurlandı. O, sadece bir emekli değildi; o, oğlunun düştüğü toprağa, aynı kararlılıkla düşen ve böylece milliyetçi ruhun asla yenilmeyeceğini kanıtlayan bir semboldü.
"Ankara toprağı, sadece bir babanın değil, iki kez adanmış ve ebediyete yürümüş bir davanın yadigârını taşıyordu; onların hatırası, milletin sönmez meşalesidir."