"Bazı hayatlar sadece nefes almaz; onlar, bir milletin vicdanına çekilen sancağın kumaşı olur."
MİLLETİNİN YÜREĞİNDEN DOĞAN SES
Ankara’nın kadim toprakları, Elmadağ ilçesinin Hasanoğlan Beldesi, 1980’li yılların o kasvetli ve fırtınalı günlerinde büyük bir fedakârlığın adını yazacaktı tarihe: Ömer Faruk Bingöl. O, sıradan bir vatandaş değildi; o, "Türk Milliyetçisi" ve "Ülkücü" duruşuyla, hayatını milletinin geleceğine adamış bir idealin timsaliydi. Hasanoğlan İlköğretmen Okulu’ndan aldığı kutsal eğitimin ardından, bu vatanın genç nesillerine ışık tutmayı meslek edinmişti.
İKİ CEPHELİ VAZİFE: HUKUK VE HİZMET
Otuz yıllık kısa ama derin ömrüne kocaman bir adanmışlık sığdırmıştı. O sadece bir eğitimci değil, aynı zamanda Ankara Hukuk Fakültesi'nin son sınıfında okuyan, bilgelikle donanmış bir geleceğin mimarıydı. Hem bilginin hem de hukukun koruyucusu olmak için çırpınıyordu. Evliydi, omuzlarında iki masum çocuğun ve eşinin mesuliyetini taşıyordu. Ancak bu sorumluluklar, onun, milletine olan daha büyük vazifesinden bir an bile geri durmasına engel olmadı.
TEHDİTLERİN GÖLGESİNDE BİR MÜDÜR
Görevi, Ankara’nın Büyükesat mevkiindeki Özyurt İlkokulu’nda müdürlüktü. O, sadece bir okulun yöneticisi değil, karanlığın ortasında parlayan bir ahlak feneriydi. Ancak dürüstlüğü, cesareti ve ülkücü duruşu, şer odaklarının hedefi haline gelmişti. Çeşitli zamanlarda baskı görmüş, tehdit edilmiş, alçak iftiralara uğramıştı. Oysa Ömer Faruk Bingöl, bu saldırılara karşı ne makamını ne de duruşunu terk etti. O, vatanın ona emanet ettiği çocukları koruyan bir kalkan gibi, tehditlerin gölgesinde dimdik ayakta durdu.
ZULMÜN KARA ELİ VE SON SELAMLAŞMA
Takvimler 21 Mayıs 1980’i gösterdiğinde, alçaklığın en kahpe senaryosu sahneye konuldu. Devrimci solcu-komünist militanlar, o gün, bir ilkokul müdürünün odasına adım attılar. Gerçek niyetlerini sinsice gizleyerek, vekil öğretmen görüşmesi bahanesiyle, ilmin ve merhametin kapısından içeri sızdılar.
Ömer Faruk Bingöl, makamının ağırlığını taşıyan bir devlet adamı, bir eğitimci ve en önemlisi bir Ülkücü olarak, gelenlere kapısını açtı. Onları birer misafir gibi kabul etti. Mertliğin ve nezaketin son timsali olarak, makamından ayağa kalktı ve ellerini sıkmak için onlara doğru uzattı.
İşte tam bu an, kahpelikte sınır tanımayan alçaklar, onun uzattığı dostluk eline karşılık, namlularını doğrulttular. Karşısındaki adamın sadece bir öğretmen, bir baba ve bir müdür olduğunu unutan hainler, gözlerini bile kırpmadan ateş ettiler. Ömer Faruk Bingöl’ün tertemiz yüreği, bu hain pusunun ateşiyle yaralandı.
ŞEHİTLER KERVANI
Ankara semaları, 21 Mayıs 1980 günü, vatanın bir evladının daha kanıyla sulandığına tanıklık etti. Hukuku korumak için çabalayan, çocukları yetiştiren ve hayatını ülkülerine adamış olan Ömer Faruk Bingöl, zulmün elinden çıkan kurşunlarla düştü. O, adını, mücadeleyle, onurla ve en nihayetinde şehadetle mühürleyerek, Ülkücülerin ebediyet kervanına katılanlardan biri oldu. Onun son adımı, bir ilkokul odasından çıkarak, sonsuzluğa atılmış en yüce adımdır.
"O, adını 21 Mayıs 1980 günü, merhametin ve cesaretin bedeli olarak, vatanın şeref defterine kanıyla yazan, unutulmaz bir destanın sessiz kahramanıdır."