"Bazı ruhlar, toprak ana için doğar; varlıkları bir duruş, yoklukları ise bir destandır."
KÖKLER VE MİLLET ATEŞİ
Hasan Çevik’in yiğitlik öyküsü, Adana’nın bereketli topraklarında, Ceyhan’ın Sarıbahçe Köyü’nde başladı. O, toprağın sadakatini en iyi bilenlerdendi; mesleği çiftçilikti. Tıpkı toprağa atılan tohumun filizlenmesi gibi, onun yüreğinde de sarsılmaz bir Türk milliyetçiliği ve ülkücü inanç filizlenmişti. Bu inanç, hayatının merkezine yerleşmiş, onu sadece toprağına değil, milletinin varlığına da adanmış bir kahraman haline getirmişti.
GENÇLİĞİN VE YUVANIN GÖLGESİNDEKİ ADANMIŞLIK
Henüz hayatının baharındaydı. 28 yaşındaydı ve Adana’nın Sarıçam Mahallesi’nde eşiyle birlikte bir yuva kurmuştu. Evliydi. Bu, sadece bir biyografik detay değil, onun yaptığı fedakarlığın büyüklüğünü gösteren bir kayıttır. O, geride bırakabileceği huzurlu bir hayat varken, 1979 yılının karanlık ve fırtınalı günlerinde, vatanın ve ülkülerin korunması davasını kendi canından önde tutmayı seçti. O dönemde yurdun her köşesinde estirilen yıkım rüzgarlarına karşı dimdik duran o soylu neferlerden biriydi.
20 MAYIS 1979: KAHRAMANIN SON DİRENİŞİ
Takvimler 20 Mayıs 1979’u gösterdiğinde, Adana Sarıçam Mahallesi’nin sokakları, bir yiğidin son mücadelesine sahne oldu. Hasan Çevik, hainliğin ve kalleşliğin hedefindeydi. Bir grup devrimci solcu-komünist militan tarafından pusuya düşürüldü ve silahlı bir saldırıya uğradı. Bu, eşitlerin mücadelesi değil, inancın karanlığa karşı tek başına duruşuydu.
O, geri adım atmadı, sancağı düşürmedi. Ancak aldığı yaralar derin, düşmanın saldırısı vahşiydi. Ağır yaralanan ülküdaşımız, son bir umutla hastaneye kaldırıldı. O anlar, sadece bir yaralanma değil, bir davanın bedelinin ödendiği kutsal anlardı.
ŞEHADET VE EBEDİ MİRAS
Hastanede, doktorların tüm insanüstü gayretlerine rağmen, Hasan Çevik’in milleti için yanan kalbi daha fazla dayanamadı. Vücudunu siper ettiği değerler uğruna, 20 Mayıs 1979’da şehadet makamına ulaştı. O gün, yorgun ve acılı Türkiye, bir evladını daha toprağa vermiş, ancak ruhu göklere yükselmiş bir kahraman kazanmıştı.
O, kuru bir istatistik değil, Adana Asri Mezarlığı’na gömülen bir destandı. Çiftçi Hasan Çevik, toprağa tohum yerine fedakarlık ekmiş, geride kalanlara ise korkusuzluğun ne demek olduğunu miras bırakmıştır. Artık o, 28 yıllık kısacık ömrüne sığdırdığı iman, cesaret ve şehadetle, Türk milliyetçiliğinin ölümsüz hafızasına kazınmıştır.
"Şehitler ölmez; onlar sadece bulundukları yeri değiştirirler ve geride bıraktıkları her nefese cesaret tohumları ekerler."