"Tarih, bazı kahramanların hikâyesini, ne kadar yaşadıklarına göre değil, son nefeslerini nerede ve ne uğruna verdiklerine göre yazar."
KİMLİĞİ VE YÜREĞİNİN YUVASI
Başlangıcı Sivaslı topraklarda atılmış, fakat davası tüm milleti kucaklayan bir yiğitti o: Ahmet Yücel Kaya. Ömrü otuz yıl sürdü. İstanbul’un karmaşası içinde, Beşiktaş’ta eşine ve üç küçük evladına bir yuva kurmuştu. Rızkını alın teriyle kazanan sade bir esnaf olarak yaşarken, ailesinin ve geçim derdinin ötesinde bir sorumluluk taşıyordu. O, kalbini ve mesaisini, inandığı büyük ülküye adamış, Türk milliyetçiliğinin fedakâr neferiydi.
ADANMIŞLIĞIN SİPERİ
Ahmet Yücel Kaya, sadece bir baba ve esnaf değildi; MHP Beşiktaş İlçe teşkilatının kritik noktası olan Muhasiplik görevini üstlenmişti. O, sadece sayılardan değil, davanın manevi yükünden de sorumluydu. Bu duruşu, onu karanlık güçlerin hedefi haline getirdi. Daha önce evi haince taranmıştı; bu, yaklaşan fırtınanın bir uyarısıydı. Oysa bu yiğit, tehdide boyun eğmedi. Tehlike, onun için kaçış yolu değil, daha sıkı sarılması gereken bir siper haline gelmişti. O, son kurşununa kadar, görev yerini terk etmeyeceğine dair yeminliydi.
20 MAYIS 1978: KARANLIK PLAN
Şehrin üzerine çöken ideolojik kin ve kan davası, 20 Mayıs 1978 günü en vahşi biçimine büründü. Devrimci solcu-komünist örgüt, milletin mefkûresine hizmet eden o binayı, Beşiktaş İlçe teşkilatını hedef seçmişti. Kin ve nefretle bilenmiş, hayvan sürüsü misali bir güruh, o gün kan dökmek üzere plan yaptı. Ahmet Yücel Kaya, kaderin kendisini çağırdığı o odadaydı; son kararlılığının ve duruşunun timsali olarak.
SON SİPER: MUHASİBİN ODASI
Parti binasına sızma emrini alan caniler, otuz yılık ömrünü adayan bir adamı susturmak için yola çıkmıştı. Altı kişi, binanın girişini tutarak geri çekilme yolunu kesti. On iki kişi ise, ellerinde otomatik silahlarla katın üzerine çıktı. Muhasibin odası, binanın girişinin hemen sağında, adeta fedakârlık ateşinin yakılacağı ilk cephe noktasıydı.
Ahmet Yücel Kaya, davasının kalbinde, en tehlikeli noktada oturuyordu.
Hiçbir vicdan taşımayan güruh, tereddütsüzce bu odaya daldı. O an, bir esnafın sade hayatı, destansı bir kahramanlık anına dönüştü. Ahmet Yücel Kaya, vatan aşkının ödediği en ağır bedeli, kurşunların sesi altında teslim etti. Hainler, onu silahlarla tarayarak şehit ettiler. Parti binasının diğer köşelerine de rastgele ateş açarak, geldikleri karanlık kuyulara geri döndüler.
EBEDİ İSTİRAHATGÂH
O gün, üç çocuğun babası, bir eşin sevdalısı, milletin davasının yiğit muhasibi düşmüştü. Ahmet Yücel Kaya, inandığı yolda, en kritik anda, en büyük bedeli ödedi. Kanı yerde kalmayacak, davası unutulmayacaktı. Şehadetinin ardından, canını verdiği İstanbul’un kutsal toprakları onu kucakladı. Cenazesi, Arnavutköy’de, adanmışlığın nişanesi olarak ebedi uykusuna yatırıldı.
"O, sadece bir esnaf ve muhasipti; fakat milletinin bekası için ödediği bedel, hiçbir kitabın tutamayacağı kadar ağırdır. Onun hayatı, imanın ve cesaretin destanıdır."