"Vatanın kaderi yazılırken, bazı yiğitlerin ismi sadece taşlara değil, milletin vicdanına kazınır."
I. BİNGÖL’ÜN İHTİŞAMLI SESİ: RİNGO
Bingöl’ün sert ama vakur topraklarında yankılanan bir adanmışlığın sembolüydü o: MUHİDDİN OLCAY. Bir Türk Milliyetçisi, davasına yüreğiyle mühürlenmiş bir Ülkücü Şehit. Mesleği işçiydi; hayatı, alnının teriyle ve idealleriyle yoğrulmuştu. Belediyenin çatısı altında MİSK’in (Milliyetçi İşçi Sendikaları) haysiyetli bir üyesi olarak, sadece emeğin değil, milletinin haklarının da bekçisiydi.
O, sıradan bir işçi değildi; o, Bingöl sokaklarında namı dilden dile dolaşan bir efsane isimdi. Cesaretinin ve duruşunun timsali olan "Ringo" lakabıyla anılıyor, zulmün karşısında dimdik duran iradenin temsilcisi olarak tanınıyordu. Evliydi; arkasında bıraktığı kutsal emanet, hayatının adanmışlığını daha da ağır bir yük haline getiriyordu.
II. 19 MAYIS’IN KARARLI YÜRÜYÜŞÜ
Takvimler 19 MAYIS 1979’u gösterdiğinde, tehlikenin gölgesi tüm yurdu sarmışken, Muhiddin Olcay geri adım atmayı düşünmedi. O gün, gençliğin ve sporun bayramıydı; ama onun için aynı zamanda varoluş mücadelesinin bir ilanıydı. Korkusuzca, spor salonunda düzenlenen törenlere katıldı. Omuzlarında sadece ceketinin ağırlığı değil, davasının yükü de vardı.
Tören bittiğinde, Bingöl’ün kalbi olan Genç Caddesi’ne doğru yürüdü. Her adımı bir imandı, her nefesi bir kararlılıktı. Ancak, o gün kalbini koruyan manevi kalkanı, boynundan hiç eksik etmediği muskasını unutmuştu. Kader, bu unutkanlığı, son buluşmanın ve son fedakarlığın habercisi kılmıştı.
III. SON BULUŞMA VE KADERİN TELAŞI
Muhiddin Olcay, muskasını getirmesi için kardeşi Hamdullah’ı aradı. İki kardeş, Genç Caddesi’nde, geleceğin ve geçmişin kesiştiği o tehlikeli noktada buluştu. Muska, sahibine teslim edildiği an, karanlık pusu harekete geçti.
Bu buluşma, bir ihanet ve alçakça bir saldırının hedefi oldu. Birdenbire, kahramanımız çapraz ateşe tutuldu. Mermiler, sadece etine değil, temsil ettiği tüm değerlere sıkılmıştı. Bir mermi, sol göğsünden girip sırtından çıkarken, adanmış bir yüreğin son atışını gerçekleştirdi. Muhiddin Olcay, düştü. Omuz omuza olduğu ülküdaşı Yakup Bağış da bu kalleş saldırıda yaralanmıştı.
Bingöl’ün yiğit sesi, ağır yaralı halde hastaneye kaldırıldı. Ancak takdir yüceydi; Muhiddin Olcay, 19 MAYIS 1979 günü, Gençlik ve Spor Bayramı’nın kutlandığı o kutsal günde, davasına olan sadakatinin en ağır bedelini ödeyerek ŞEHİT oldu.
IV. ŞEHADETİN YÜREK YAKAN MİRASI
Muhiddin Olcay’ın şehadeti, yalnızca kendi canıyla sınırlı kalmadı; o kahramanlık çağının sarsıcı trajedisi, geride kalan ailesinin de kaderini belirledi.
Kardeşi Hamdullah, Ringo’nun mücadelesinin acı mirasını taşıyan ilk isim oldu. Çarşıda gezindiği bir anda, aynı karanlık zihniyetin kurbanı oldu. Arkadan gizlice yaklaşılarak kafasına geçirilen çuval ile etkisiz hale getirildi ve vahşice darp edildi. Aldığı ağır darbeler Hamdullah’ın ruhunda ve bedeninde onarılmaz hasarlar bıraktı; akli dengesini yitirdi.
Hamdullah, yıllarca bu bitmeyen savaşın bedelini ödedi; akıl hastanesinde tedavi gördü. Babasının vefat haberiyle duyduğu derin üzüntü, onun için son tetikleyici oldu. 1997 yılında, acıya daha fazla dayanamayan Hamdullah, hastane penceresinin camlarını kırarak kendi karnını deşti ve yaşamına son verdi.
Muhiddin Olcay ve kardeşi Hamdullah, 1979 yılının kanlı günlerinden 1997’ye uzanan destansı bir fedakarlığın, uğruna savaşılan topraklar için verilen bedelin en ağır ve en acı ispatıdır.
"Muhiddin Olcay, sadece 19 Mayıs 1979’da değil; ülkü uğruna can veren her yürekte yaşamaya devam eden, fedakarlığın ve unutulmazlığın destansı adıdır."