"Vatanın göğsüne saplanan her hançer, bir yiğidin imanıyla karşılanır. Sıtkı Kayışlı, o yiğitlerdendi."
KİMLİĞİ VE İŞÇİ YÜREĞİ
TÜRK MİLLİYETÇİSİ ÜLKÜCÜ ŞEHİT SITKI KAYIŞLI… Bu isim, sadece bir biyografi kaydı değil, adanmış bir ömrün destanıdır. Hayat defterinde, doğduğu yerin karşısı boş bırakılmıştı; sanki o, sadece belirli bir coğrafyaya değil, tüm millete ait kılınmak için dünyaya gelmişti. Sıtkı Kayışlı, büyük unvanların, makamların peşinde koşmadı. Onun en şerefli mesleği, alın teriyle ekmeğini kazanan bir İŞÇİ olmaktı. O, Türk milliyetçiliği davasını, sırtında taşıdığı ağır yük gibi omuzlamış, emeğinin kutsallığını vatan sevgisiyle birleştirmişti. O, sadece bir emekçi değildi; o, davasının işçisiydi.
ADANMIŞLIĞIN ŞEHRİ VE KARAR GÜNÜ
Sıtkı Kayışlı’nın yiğitçe mücadelesinin son sahnesi, BURDUR’da yazıldı. Anadolu’nun bu sessiz şehri, kahramanımızın sarsılmaz duruşuna tanıklık edecekti. Takvimler, bir uyanış ve milli mücadele ruhunu simgeleyen 19 MAYIS’ı gösteriyordu. Ancak 1980 yılının o bahar günü, tarih, bir dirilişin değil, bir fedakârlığın kanlı mührünü atacaktı. Şehit Sıtkı Kayışlı, 19 Mayıs’ın milli azmine, kendi canını feda ederek yeni bir anlam yükledi.
GÖLGELERE KARŞI DURUŞ
Ülkücülük imanı, onun zırhıydı. 1980’li yılların o karanlık ve fırtınalı döneminde, Türkiye’nin birliğini parçalamaya çalışan, ülkenin ruhuna ve istikbaline kasteden bir ideoloji vardı. Sıtkı Kayışlı, komünist solun, devrimci gölgelerin milletin üzerine düşmesine asla izin vermeyecekti. O, davası için sokaklarda değil, yaşamın tam ortasında, işinin başında, inancının en güçlü olduğu yerde durdu. Duruşu, bu yıkıcı güçlerin hedefi haline gelmesine yetti.
SON VE ŞEREFLİ ADIM: 19 MAYIS 1980
O KARANLIK GÜN hakkında detaylar, tarihin sisli perdesinde gizlidir. Olay Günü’ne dair, yalnızca o kahredici son biliniyor: Devrimci solcu-komünistler, ülküdaşımızı alçakça bıçaklayarak şehit ettiler.
Kaç kişiydiler? Hangi sokakta pusu kurdular? Sıtkı Kayışlı’nın son sözleri neydi? Bunlar bilinmez. Bu bilinmezlik, onun kahramanlığının büyüklüğünü katlar. Zira o, tam bir fedakârlık örneği göstererek, geri adım atmaksızın, bu karanlık tehlikenin üzerine yürüdü.
Sıtkı Kayışlı, bir ülküdaş olarak, bıçakların namlusunu göğsünde hissettiği o son anda dahi davasından dönmedi. O, sadece bir işçi olarak ekmeğini kazanırken değil, şehadet anında da en büyük emeği gösterdi: Vatanın bekası için canını feda etti. Vurulduğu an, sadece bir can kaybı değil, Türk milliyetçiliği davasına atılmış kanlı bir imzaydı. 19 Mayıs 1980 günü, Burdur’da bir işçi, imanıyla ölümsüzleşerek, karanlığa karşı bir meşale yaktı.
"Bazı ölümler mağlubiyet değil, davanın ebedi zaferidir. Sıtkı Kayışlı, şehadetiyle, adını ülkücü iradenin sarsılmaz duvarına kazıdı."