"Bazı hayatlar bir merminin sesiyle sonlanır, ancak bu ses, bir milletin vicdanında yankılanan destansı bir marşa dönüşür."
BİR MİLLETİN YÜREĞİNDEN YÜKSELEN SES
Adana toprağının yetiştirdiği yiğit bir evlat, Mustafa Fırdolaş. O, sadece Adana’nın Yüreğir semti Akıncılar Mahallesi’nde ikamet eden, seyyar satıcılık yaparak geçimini sağlayan sıradan bir esnaf değildi. Onun ruhu, ticaretinin ötesinde, büyük bir ideale adanmıştı. Mustafa Fırdolaş, o çalkantılı yıllarda, inandığı değerlerin sancağını yüksekte tutan bir Türk Milliyetçisi Ülkücü idi. Fikir mücadelesini kuru bir kağıt üzerinde değil, bizzat hayatının her anında verdiğini, Gökbörü Dergisi’nin Yazı İşleri Müdürlüğü görevini üstlenmesiyle kanıtladı. Kalemi de, duruşu da keskin, kararlılığı demirdendi.
ADANMIŞLIĞIN İKİ KALESİ
Hayatı, iki kutsal kale arasında kuruluydu: Biri ailesi, diğeri davası. Henüz 28 yaşındaydı; hayatının baharında, eşine duyduğu sevgi ve iki evladının geleceğiyle örülü sıcacık bir yuvası vardı. O, sabahları rızkının peşinde koşan bir baba, geceleri ise milletinin geleceği için kafa yoran bir fikir adamıydı. Mustafa Fırdolaş’ın mücadelesi, ailesinin huzurunu gözetmekle, yurdun huzurunu korumak arasındaki çetin ve fedakârca dengeydi. Sıradan bir hayat sürme hakkından, milletinin geleceği uğruna feragat eden bir kahramandı o.
O KARARLI ADIM VE SON YÜRÜYÜŞ
Takvimler, istiklal ateşinin yeniden yakıldığı kutsal bir günü, 19 Mayıs 1979’u gösteriyordu. Ulusun yeniden dirilişini simgeleyen bu günde, Mustafa Fırdolaş, davasına adanmış bir günün ardından, yakın bir akrabasıyla birlikte evine dönüyordu. Bu, rutin bir yürüyüş değil, karanlığın üzerine atılan son kararlı adımdı. Adana’nın Kiremithane Mahallesi’nde bulunan tren yolu üzerinde, pusuda bekleyen şer odakları, komünist militanlar, onu hedef aldı.
Mustafa Fırdolaş, cephede savaşmadı; o, vatan toprağında, evine giden masum bir yolda pusuya düşürüldü. Düşman, onun kaleminden ve cesaretinden korkuyordu; bu yüzden onu, en savunmasız anında, onurla yürüdüğü yolda vurdu. Kahramanlık, yalnızca kılıç sallamak değildir; kahramanlık, tehlikenin kol gezdiği bir dönemde inancından dönmeyerek, ailesine ve vatanına doğru yürümeye devam etmektir. Mustafa Fırdolaş, aldığı kurşunlarla, uğruna yaşadığı idealleri mühürledi.
ONUR MİRASI VE EBEDİ İSTİRAHAT
19 Mayıs 1979, Türk milletinin tarihinde bir şehadetin günü olarak, kahramanlık destanının en hüzünlü notalarından biri oldu. Mustafa Fırdolaş, mücadelesinin bedelini canıyla ödediğinde, geride 28 yıllık kısa ama onurlu bir hayat bıraktı. O gün, bir esnaf susturuldu; ancak bir dava adamının sesi, Adana semalarında yankılanmaya başladı.
Şehit Mustafa Fırdolaş’ın naşı, doğduğu topraklara, Adana’nın Karataş İlçesi Tanrıverdi köyüne teslim edildi. Artık o, yattığı Karataş toprağında, uğruna mücadele ettiği milletinin sessiz, onurlu ve sarsılmaz bekçisidir. O, ailesi için verdiği sözü, milletinin geleceği için verdiği şehadetle tutmuştur.
"Vatan sevdası, bazı yiğitlerin kaderinde sadece bir fikir değil, bedenlerine giydikleri kefen olur; ve bu kefen, tüm nesillere rehberlik eden bir bayrak gibi dalgalanır."