"Bazı ruhlar, sıradan bir hayat sürmek için değil, inandıkları değerler uğruna bir bayrak dikmek, o bayrağın bedelini canlarıyla ödemek için doğarlar."
KÖKLERDEN İSTANBUL'A: VİCDANIN TİCARETİ
O, Trabzon’un çetin coğrafyasında, Beşikdüzü ilçesine bağlı Takazlı mahallesinde kök salmış bir yiğitti. Adı, Abdulkadir Bayram. Karadeniz’in iman dolu sarsılmaz karakterini ruhunda taşıyan, 31 yıllık hayatını onurla dokumuş bir esnaftı. İstanbul’a göç etmiş, hayat mücadelesini şehrin kalabalığında sürdürürken, Gayrettepe’de alın teriyle kendi işini kurmuştu; o, yorgancılık yaparak sıcaklık ve rahatlık sağlayan elleriyle, aynı zamanda milli ve manevi değerlerinin de yılmaz bekçisiydi. Muhafazakâr duruşu, Ülkücü idealin sarsılmaz yeminine bağlanmış, MHP saflarında bu kutlu davanın bir neferi olmuştu. Abdulkadir Bayram, sadece bir esnaf değil, inançlarının ve kimliğinin canlı kalesiydi.
ADANMIŞLIĞIN CEPHESİ
O günler, toprağın huzurunun çalındığı, sokakların kanla yıkanmaya başladığı karanlık bir dönemeçti. Abdulkadir Bayram, bu fırtınanın ortasında, ideallerinden zerre taviz vermedi. O, karanlığa karşı bir mum yakmaya adanmış ruhlardandı. Gayrettepe’deki evinde ve iş yerinde, milliyetçi duruşunu her daim korudu. O’nun için siyaset, bir yaşam biçimi, davanın gerektirdiği fedakârlığı her an üstlenme kararlılığıydı.
KADERİN DURAĞI: MÜBAREK BİR GÜNÜN HÜZNÜ
Takvimler, milletçe bağımsızlık meşalesinin yakıldığı tarihi bir güne, 19 Mayıs 1980’e işaret ediyordu. Bu tarih, onun için sadece bir yıl dönümü değil, aynı zamanda mübarek üç ayların, Recep ayının 5. gününe denk gelen kutsal bir zamandı. Abdulkadir Bayram, sıradan bir dost ziyareti için yola çıktı. Konfeksiyoncu bir esnaf arkadaşını görmek üzere Gültepe semtine, o dönemin ideolojik çatışmaların yuvalandığı Sanayi Mahallesi’ne doğru attığı her adım, mukaddes bir sona doğru yürüyüşüydü.
ŞEHADETE YÜRÜYÜŞ VE SON NEFES
Karanlık, O’nu bekliyordu. Talatpaşa Caddesi üzerinde, Öğretmenler Durağı’nda, Marksist-Leninist komünist militanlar tarafından sinsice kurulan pusu, bir kahramanlık destanının son perdesini açtı. Bu alçak saldırı, ne bir gece yarısı gizlenmişti ne de kuytu bir köşede: Güpe gündüz, yüzlerce kişinin gözü önünde gerçekleştirildi.
Abdulkadir Bayram, davasına adanmışlığının bedelini, en kahpe şekilde ödedi. 9 mm çaplı 6 boş kovan, o gün o noktada akan kanın ve saldırının şiddetinin somut kanıtı olarak kaldı. O, inandığı değerler uğruna çekinmeden yürüdüğü yolda, bir an bile tereddüt etmeden son nefesini verdi. O, zulme boyun eğmeyen duruşuyla, zorbalığın kalabalığına karşı tek başına dikilmişti.
VATANIN KALBİNDE EBEDİ İSTİRAHAT
Vücudu İstanbul’da toprağa düşse de, ruhu ebediyete yükselmişti. Abdulkadir Bayram’ın aziz cenazesi, doğduğu topraklara, Trabzon’un Beşikdüzü ilçesi Takazlı mahallesine taşındı. O, yurdundan uzakta mücadele etmiş, ancak emaneti Karadeniz’in kucağında, yattığı yerde dahi davasının sarsılmaz bir şahidi olarak kalmıştır. Şehadeti, 31 yıllık ömrünün en yüce mührü, milli vicdanın unutulmaz destanı olmuştur.
"Şehitler, vatanın görünmez direkleridir; onların düştüğü yer, sıradan bir toprak parçası değil, milletin yeniden doğduğu kutlu bir merkezdir."