"Bazı hayatlar, vatanın sarsılmaz inancını taşır; omuzlarında sadece ekmeğini değil, bir milletin kaderini de taşır."
ADANMIŞLIĞIN IŞIĞI VE YÜREĞİNİN YÖNÜ
Kastamonu'nun çetin toprakları, Devrekani'den filizlenen yiğit bir ruhun beşiğiydi. O, sadece dünyaya gelmiş bir insan değil, bir idealin mührünü taşıyan Satılmış Can'dı. Türk Milliyetçisi, Ülkücü davasının sarsılmaz neferi olarak, kalbindeki ateşi İstanbul'un kalabalığına taşımıştı. O, varlığını büyük bir amaca adamış, inancının bedeli ne olursa olsun ödemeye hazır bir kahramandı.
BİR ESNAFIN CÜBBESİNDEKİ SİYASİ SAVAŞ
Hayatın en değerli bağları, 37 yıllık kısa ömründe ona verilmişti. Evliydi, yuvayı kurmuş, çocuklarının yüzüne tebessümle bakıyordu. Mesleği, fotoğrafçılık, dünyanın anlık güzelliklerini ölümsüzleştirmekti; fakat ruhu, milletinin geleceğini ölümsüzleştirmeye adanmıştı. Gündüzleri Esenler'deki dükkanında ekmeğini kazanırken, akşamları MHP Esenler İlçe Teşkilatı yönetiminde görev alarak, inandığı değerler uğruna mücadelenin en ön safında yer alıyordu. O, sadece bir esnaf değildi; karanlık tehditlerin ortasında duran, ailesine duyduğu sevgi kadar davasına bağlı bir direniş noktasıydı. O fotoğrafları çekerken, aslında yarının mücadelesini zihninde kurguluyordu.
18 MAYIS 1998: VEDA VAKTİ
Takvimler 18 Mayıs 1998'i gösterdiğinde, İstanbul'da sıradan bir akşam iniyordu Esenler Karabayır Mahallesi'nin üzerine. Bağcılar Caddesi, gün boyu süren telaşın ardından yorgunluğa teslim olmaya hazırlanırken, Satılmış Can da dükkanının kapısını kilitlemek üzereydi. Bu, her gün yüzlerce insanın yaptığı basit bir eylemdi. Ancak onun için bu eylem, inancının faturasını kesecek olan son adımıydı. O an, sokak lambalarının altında bir pusu kurulmuştu. Onun duruşundan rahatsız olan, ideallerini kandan besleyen iki devrimci solcu-komünist militan, karanlığı kendilerine siper edindi.
DOKUZ KURŞUNUN HİKÂYESİ VE SON NEFES
Satılmış Can, dükkanının kapısını mühürlerken, namluların soğuk nefesiyle karşılaştı. Silahlı saldırı bir anda başladı. Bu, mert bir çatışma değildi; inancına, duruşuna ve Türk Milliyetçiliğine sıkılmış alçakça bir kurşun yağmuru idi. Vücuduna isabet eden tam dokuz kurşun, onun adanmışlığının ve fedakarlığının büyüklüğünü kanıtladı. Kanlar içinde yere yığılsa da, son nefesine kadar teslim olmadı. Hızla Özel Güneş Hastanesine kaldırıldı. Doktorlar, mucizevi bir kurtuluş için insanüstü bir çaba gösterdi; ancak vücuduna saplanan her kurşun, bu büyük ruhun ne kadar ağır bir bedel ödediğini haykırıyordu. Bütün çabalara rağmen, o mücadeleyi bedeniyle değil, ruhuyla kazandı ve o karanlık günde şehadete yürüdü.
İstanbul’da kanıyla bir destan yazan Satılmış Can, son yolculuğunda doğduğu topraklara, Kastamonu-Devrekani’ye taşındı. Geride 37 yıllık şerefli bir ömür ve asla unutulmayacak bir miras bıraktı: inanç, cesaret ve kahramanlık.
"İstanbul’un sokakları bir kahramanın son yurduna dönüşürken, geride bıraktığı topraklar onu sessiz bir yeminle karşıladı: 37 yıllık bir ömrün bedeli, hür bir nefes oldu."