"Bazı hayatlar yıllarla değil, taşıdıkları ateşle ölçülür. Tahir Dere, adanmışlığın en saf haliydi."
ANTALYA'DAN YÜKSELEN MİLLİYETÇİLİK ATEŞİ
Antalya’nın sıcak toprakları, 18 Mayıs 1979 günü, henüz yirmi bahar görmüş bir yiğidin sonsuzluğa yürüdüğü sarsıcı bir vedaya tanıklık etti. Doğduğu şehir olan Antalya’da, bir idealin neferi olarak, adını tarihin destan sayfalarına yazdırdı: Türk Milliyetçisi Ülkücü Şehit Tahir Dere. O, sadece bir isim değildi; ülkü uğruna verilen mücadelenin, genç yaşta taşınan büyük bir sorumluluğun sembolüydü.
ONUR VE FEDAKÂRLIK YILLARI
Kızıltoprak mahallesinde ikamet eden Tahir, hayatını ikiye bölmüştü: Bir yanda Yavuz Selim Lisesi sıralarında ilim peşinde koşarken, diğer yanda babasına ait gazoz imalathanesinin zahmetli iş yükünü omuzluyordu. Henüz yirmi yaşında olmasına rağmen, omuzlarındaki bu yük, onun karakterinin ve adanmışlığının bir kanıtıydı. Ancak Tahir’in hayatı sadece ders kitapları ve iş tezgâhından ibaret değildi. O, inandığı değerler uğruna mücadelenin bedelini de ödemiş, daha gencecik yaşında demir kapılar ardında kalarak, davasına olan sadakatini ispatlamış bir kahramandı. Onun için mücadele, nefes almak kadar zorunlu, onur ise yaşamaktan daha değerliydi.
İNSANLIĞIN SON GÖREVİ VE KARANLIK DURAK
18 Mayıs 1979 günü, Tahir Dere, her zamanki gibi helal rızkını kazanmak ve insanlara hizmet etmek için yollara düşmüştü. Arabasıyla bakkallara gazoz dağıtımı yapıyordu. Bu zorlu hayatın ortasında, Tahir’in yüreğindeki merhamet ateşi asla sönmemişti. İşte bu merhamet, o uğursuz günün belirleyicisi oldu.
Yolda bir yabancı el kaldırıp, kendisini arabaya almasını rica etti. Tehlikenin kokusunu almamış, sadece insan olmanın gereğini yerine getirmişti Tahir. Bir ülkücünün vicdanında yer eden o ince çizgi, merhamet ve yardımseverlik, onun son seçim anı oldu.
Yabancıyı arabasına aldı. Zeytin Köyü’ne doğru yol alırlarken, o meçhul yolcu, ihanetin maskesini düşürdü. Aracı durdurdu ve eli kanlı bir cellat gibi, Tahir’e doğrulttuğu kurşunlarla onu susturdu.
ŞEHADETİN EŞİĞİNDE: EBEDİ YİĞİTLİK
Tahir Dere, davasından veya onurundan dönmediği gibi, en zor anında bile insanlığından vazgeçmediği için şehit edildi. Onun son eylemi, kahramanlığın en trajik tanımıdır: Kötülüğün karşısına iyilikle çıkmak. Zeytin Köyü yolunda, hayatının baharında, vatan sevgisiyle yanan kalbi sonsuza dek susturuldu. Geride sadece dağıtım arabası ve o ışıltılı gençlik kaldı. 20 yaşındaki bu destan, yalnızca kuru bir biyografi değil; idealleri için hapis yatan, çalışarak okuyan ve en nihayetinde merhametinin bedelini canıyla ödeyen bir yiğidin sarsılmaz hatırasıdır.
"O, zaafiyetle değil, hıyanetin kol gezdiği bir dünyaya sunduğu sınırsız merhametle susturuldu. Tahir Dere, gençliğin ve adanmışlığın çağlar ötesi destanıdır."