"Kalemiyle aydınlattığı yolu, canıyla mühürleyenler vardır. Onlar, otuz yıllık kısa bir ömre, bir milletin adanmışlığını sığdıran adsız kahramanlardır."
BORÇKA'DAN YÜKSELEN SES
Artvin'in sarp ve yüce dağlarından, Borçka'nın kadim Macahel Kasabası'ndan yükselen bir inancın ve adanmışlığın adıydı o: Rıfat Genç. Hayatı, doğduğu toprakların zorlu ancak vakur karakterini taşıyordu. Henüz 30 yaşındaydı, evliydi ve sırtında taşıdığı sorumluluk, sadece ailesine değil, tüm millete yönelikti. O, sadece Artvinli değildi; o, ülkesinin geleceği için çırpınan, idealist bir Türk milliyetçisiydi.
ADANMIŞ BİR RUHUN YOLCULUĞU
Rıfat Genç, sadece sıradan bir vatandaş değildi; o, bir ışık kaynağıydı. Murgul İlçesinin Damar Kasabası’nda ilkokul öğretmenliği yapıyordu. Sadece okuma yazma değil, çocukların yüreğine vatan sevgisini, dürüstlüğü ve adaleti nakşediyordu. Görevini bir meslekten öte, kutsal bir adanmışlık olarak görüyordu.
İnancının ve davasının gereğini hayatının her anında gösterdi. Fikir hayatının merkezinde Ülkücü hareket vardı ve o, ÜLKÜ-BİR’in onurlu bir üyesi olarak, ülkülerinin sancağını en zorlu coğrafyalarda dahi dimdik taşıdı. O, cehalete karşı kalemiyle savaşan, karanlığa karşı ise duruşuyla meydan okuyan bir neferdi.
İMANIN SON YOLCULUĞU VE KARŞILAŞMA
Takvimler 18 Mayıs 1978 Perşembe’yi gösterdiğinde, Artvin semalarında hüzünlü bir öğlen güneşi vardı. Öğretmen Rıfat Genç, ruhunu dinlendirmek, inancının gereğini yerine getirmek üzere camiye doğru adımlıyordu. Abdestli ve temiz yüreğiyle çıktığı bu yolculuk, onun ölümsüzlüğe attığı son adımdı.
Ancak huzura doğru giden o yol, ihanetin gölgesiyle kesildi. Murgul Kültür Sevenler Derneği önüne geldiğinde, kinin ve nefretin kör ettiği bir grup pusu kurmuştu. Devrimci solcu-komünist militanlar, ülkülerinin ışığından korktukları bu kahramanın önünü kestiler. Onların hedefi sadece bir kişiyi susturmak değil, temsil ettiği tüm idealleri yere sermekti.
IŞIĞIN KANLA YAZILDIĞI AN
Bu hain pusu anında, Öğretmen Rıfat Genç, geri adım atmadı. Kuru bir biyografide yalnızca "dövdüler" diye geçecek o anlar, aslında bir irade savaşının en zorlu cephesiydi. O, sadece bir bedene uygulanan şiddete değil, inancını terk etmesi yönündeki tehditlere karşı da direndi. Onlar fiziksel güce dayanırken, Rıfat Genç, ruhunun gücüyle ayakta kaldı.
Fakat zalimliğin gözü, adaleti görmezdi. Rıfat Genç'in boyun eğmeyeceğini anlayan karanlık güçler, en nihayetinde son çarelerine başvurdular. Silahlar çekildi. Kurşunlar, 30 yaşındaki o fedakar öğretmenin vücuduna saplandı. Öğlen namazına giden bir kahraman, inancının yolunda, zalimliğin ellerinde şehadet şerbetini içti.
O an, sadece bir can yitirilmedi; Artvin toprakları, inandığı değerler uğruna dövülüp, sonra kahpece vurulan bir yiğidin kanıyla sulandı. 18 Mayıs 1978, Öğretmen Rıfat Genç’in, milletinin geleceğine adadığı hayatı ebediyete taşıdığı, fedakarlığın ve cesaretin destansı mührünün vurulduğu gündür.
"Tarih, 18 Mayıs 1978'i not düştü: Bir öğretmen susturuldu. Ama mermilerin dindiremediği o iman, Artvin'in dağlarında yankılanan bir yemin olarak kaldı."