"Bazı hayatlar, sadece bir dava uğruna atılan bir imza değil, karanlığa karşı dikilen ve asla indirilemeyen bir bayraktır."
KİMLİĞİ VE YÜREĞİNİN YEMİNİ
Adı MİKÂİL ÖZMEN. Ancak o sadece bir isim değildi; o, 1977 yılının karanlık Kars semalarında, bayrağı göğsünde taşıyan, sarsılmaz bir TÜRK MİLLİYETÇİSİ, vakur bir ÜLKÜCÜ’ydü. Kars'ın bizzat kendi toprağında doğmuş, yurdun kutsal çağrısına cevap vermiş bir yiğitti.
BİR KAHRAMANIN İKİ OMUZDAKİ YÜKÜ
MİKÂİL ÖZMEN’in hayatı, yalnızca ideallere değil, aynı zamanda zorlu bir gerçeğe de adanmıştı. O, sadece Dede Korkut Eğitim Enstitüsünde geleceğin ışığını arayan bir öğrenci değildi; aynı zamanda Kars Çimento Fabrikasında alın teriyle ekmeğini kazanan bir işçiydi. O, yetimdi. Omuzlarındaki en kutsal yük, anasına bakmak, yuvasını ayakta tutmaktı. Kutsal vatan davasını savunurken dahi, bir evladın en temel görevini, ailesine olan bağlılığını bir an olsun bırakmadı. Bu, onun kahramanlığının insani cephesiydi: Hem milleti hem de ailesi için mücadele eden bir nefer.
TEHDİTLERİN GÖLGESİ VE SONSUZ DİRENİŞ
MİKÂİL ÖZMEN, yürüdüğü yolun dikenli olduğunu biliyordu. Karanlık güçler, onun duruşundan öylesine korkuyorlardı ki, açıkça karşılarına çıkmaya cesaret edemediler. Defalarca tehdit edilmiş, yuvası dahi namert kurşunlarla delik deşik edilmişti. Ancak o, tüm bu şiddete rağmen, ne görevinden ne de anasının yanından ayrıldı. Tehditlerin her biri, onun ruhundaki kararlılığı bileyen bir çelik darbesiydi. O, korkunun değil, imanın ve adanmışlığın sesiyle yaşamayı seçti.
18 MAYIS 1977: KARSLI DİRENİŞİN ATEŞİ
O karanlık gece, Kars'ın vicdanına saplanan bir hançerdi. Gölgeler hüküm sürerken, MİKÂİL ÖZMEN, fedakârca çalıştığı iş yerindeydi. Gecenin zifiri karanlığından faydalanan devrimci solcu-komünist militanlar, pusuda bekleyerek bir kurt sürüsü gibi ülküdaşımızı yakaladılar.
Onların amacı sadece canını almak değil, onun onurunu ve ruhunu kırmaktı. MİKÂİL ÖZMEN, idealleri uğruna dayanılması güç bir ateşe atıldı. Vücudunda sigara söndürerek, fiziksel bütünlüğüne korkunç işkenceler uygulayarak, erkeğin gururunu hedef alarak (erkeklik uzvunu kestiler) bir ruh teslimiyeti beklediler.
Ancak zulmün en şiddetli anlarında dahi, MİKÂİL ÖZMEN’in ruhu eğilmedi, yemininden dönmedi. Onlar vücuduna işkence edebildiler, lakin onun kalbindeki vatan aşkına dokunamadılar. Onun teslim olmaması, eziyetçilerinin nefretini daha da artırdı.
Bu insanlık dışı vahşetin ardından, alçak kurşunlar, 18 MAYIS 1977 gecesi MİKÂİL ÖZMEN’in bedenini delip geçti. O, teslimiyetin değil, mutlak direnişin en yüce bedelini ödeyerek, KARS topraklarında ebediyete yürüdü ve destansı bir TÜRK MİLLİYETÇİSİ ÜLKÜCÜ ŞEHİT olarak tarihin onur sayfasına adını yazdırdı.
"Zulüm, ona dokundu ama onu yenemedi. Onun dökülen her damlası, bu toprakların yeminine ve evladın anasına olan sadakatine yazılmış ölümsüz bir destandır."