"Bazılarının hayatları, bir nefeste verilen en büyük yeminin ağırlığıyla ölçülür; 17 yaşın ölümsüzlüğe attığı o son adım gibi."
ANKARA’NIN YEMİNİ: FAHİR DOĞAN
O, henüz hayatın baharında, sadece bir öğrenciydi. Ankara’nın Elmadağ ilçesinden filizlenmiş, Abidinpaşa’nın sokaklarında büyüyen bir genç: Fahir Doğan. Mesleği ‘öğrenci’ olarak yazılsa da, ruhunda taşıdığı yemin onu milletinin davasına adanmış bir ‘Türk Milliyetçisi Ülkücü’ yapıyordu. 17 yıllık kısacık ömrüne sığdırdığı koca bir duruşun sahibiydi. Eğitimini aldığı Abidinpaşa Lisesi Akşam bölümünün önünde durduğunda, o sadece ders kitaplarını değil, ülkesinin geleceğini de omzunda taşıyordu.
İDEALLERİN KALESİNDE BİR NEFER
Takvimler 1976 yılının Nisan ayını gösteriyordu. Türkiye’nin gençliği çelik bir fırtınanın ortasında sınanırken, Fahir de kendi cephesindeydi. Okulunun önünde, kararlılığın sessiz nöbetini tutuyordu. 1 Nisan günü, karanlık bir gölge gibi üzerine çöken bir tehditle yüzleşti. Bir grup devrimci solcu-komünist militan, onun bulunduğu yerden ayrılmasını talep etti. Onlar, Fahir’in duruşunu, ülküye olan adanmışlığını hazmedemiyorlardı.
1 NİSAN: ATEŞ ÇEMBERİNE YÜRÜYÜŞ
Fahir, ne bir an bile tereddüt etti ne de geri adım attı. Yeri gelince sadece fiziksel olarak okulun arka kısmına geçmeyi kabul etti, ancak inancından ve bulunduğu haktan vazgeçmedi. İşte o an, pusu kuruldu. O kalabalık, vicdanlarını terk etmiş bir öfkeyle ülküdaşımıza saldırdı.
Bu, bir fikir tartışması değildi; bu, ülkenin geleceği için yumruk yumruğa verilen onur mücadelesiydi. Fahir, tek başına, cesaretin son kalesini savunuyordu. Ancak, karanlık zihniyet, fiziksel güç yetmediğinde en alçak yönteme başvurdu: Katillerden biri, kalleşçe silahını ateşledi.
47 GÜNLÜK SON DİRENİŞ
Yaralandı. Ağır yaralı bedeni Ankara’nın hastanelerine kaldırıldı. Ancak Fahir’in destanı burada bitmedi. O, ölümle 47 gün sürecek çetin bir savaşa tutuştu. Koma halindeydi; bedeni hareketsiz yatarken, ruhu ve inancı, vatan için verdiği sözün sarsılmazlığıyla direniyordu.
Tam 47 gün boyunca, o genç yürek, milletinin davasını yaşatmak adına son nefesine tutundu. O günler, sadece hastane odasında geçen zaman değil, bir genç kahramanın ruhunun, imkânsızlığa karşı verdiği en büyük mücadeleydi.
17 MAYIS 1976: EBEDİYETİN MÜHRÜ
Ancak, 17 Mayıs 1976 günü, mücadele sona erdi. Fahir Doğan, bedeni üzerindeki hain darbenin etkisinden kurtulamayarak Hakka yürüdü. Ankara, 17 yaşındaki bir evladının, Türk Milliyetçiliği davasına olan sarsılmaz bağlılığı uğruna verdiği şehadetiyle sarsıldı.
O bir öğrenci olarak başladı, bir kahraman olarak tamamladı. Adı, fedakârlığın ve ülkü uğruna ödenen en yüksek bedelin sembolü olarak tarihe kazındı. Fahir Doğan, adanmışlığın onur mührünü alnına vurdu.
"Genç bir fidan olarak düştü toprağa; lakin kökleri, milletinin geleceğine can veren sonsuz bir çınara dönüştü."