"Şifa eliyle dokunup yüreğiyle adanmış olanlar, canlarını ortaya koyarak milletin ebedi vicdanına kazınırlar."
TOPRAĞINA SÖZ VEREN KAHRAMAN
Türk milliyetçiliğinin sarsılmaz inancını yüreğinde taşıyan, ismi fedakârlıkla anılan bir yiğitti O: Şehit Hüseyin Kabasakal. Doğduğu toprakların, Osmaniye'nin Kadirli ilçesinin evladıydı. Gönlünü bu toprağa vermiş, çocukluğunu ve gençliğini burada şekillendirmişti. Yüksek öğrenimini Ankara gibi büyük bir şehirde tamamlamış olmasına rağmen, mesleğinin yeminini ve kalbini ait olduğu yere, Kadirli’ye taşıdı.
Bir hekim olarak sadece bedenleri değil, ruhları da iyileştirmeyi kendine görev edinmişti. İkamet ettiği Rasim İnan Mahallesi’nde, siyasi kimliğini (MHP Kadirli ilçe teşkilatı yönetiminde görevli) mesleki şevkiyle birleştirerek halkına hizmet ediyordu.
ŞİFANIN VE FEDAKÂRLIĞIN YEMİNİ
Hüseyin Kabasakal, sadece bir meslek erbabı değil, davasının idealini yaşayan bir neferdi. Muayenehanesini sevdiği insanlara açmış, hafta sonları kapısını hiçbir ayrım gözetmeden ücretsiz hizmete adamıştı. Maddi dünyanın kaygılarını bir kenara bırakmıştı. Hastaları şükranla ücret teklif ettiğinde, cevabı bir kahramanın manifestosuydu:
“Sadece ülkücü şehit gardaşlarıma dua edin yeter.”
Bu yüce düşüncesi, Kadirli insanının kalbinde halka halka büyüdü. O, ülkücülüğün yolunun sadece büyük sözlerden değil, bizzat insana hizmet etmekten geçtiğinin şuurunu yerleştiriyordu. İlçe halkının sonsuz sevgisini kazanmıştı. Artık hayatının en güzel evresine, kendi yuvasını kurma aşamasına gelmişti. Nişanlanmış, kısa zaman sonra düğün hazırlıkları için geri sayıma başlamıştı.
SON GÖREV VE SON ADIM
17 Mayıs 1979 günü, takvime bir kahramanlık sayfası olarak yazılacaktı. O gün, Hüseyin Kabasakal, Ü.O.D Kadirli teşkilatında son seminerini veriyordu. Sözleri, hem vasiyet hem de bir davet niteliğindeydi:
"Hepimizin var oluş kaynağı Mevlâ'dır. Onun yarattığı insana hizmet de bizim görevimizdir. Türk milliyetçileri bu şuurla hareket etmeli, bayrağına leke getirmemelidir.”
Bu büyük sorumluluk şuuruyla ocaktan ayrıldı. Şehir merkezinde birkaç yere uğradı. Kalbindeki büyük aşkın simgesi olarak, nişanlısına hediyeler aldı. Evine doğru atacağı son adımların, hayatının en trajik yürüyüşü olduğundan habersizdi.
EBEDİYETE YÜRÜYÜŞ
Akşamın erken inen gölgesi, Rasim İnan Mahallesi’nin dar sokağını yutmaya başlamıştı. Geleceğe dair umutları ve nişanlısına aldığı sevgi dolu hediyelerle evine yaklaşıyordu. Ancak 50 metre kala, karanlık bir gölge, kahpe bir pusu kurmuştu. İyiliğin ve şifanın karşısına, yılan kıvraklığında gelen kızıl kurşunlar dikildi.
O an, bütün güzellikler aniden durdu. Alnına yönelen o kızıl kurşunlar, hekimin şakağından girerek, onun dünyayla olan bağını kopardı. Hüseyin Kabasakal, vücuduna aldığı kahpe mermilerle, omuzlarında taşıdığı davaya olan sadakatin en yüksek bedelini ödeyerek şehadet şerbetini içti.
Cansız bedeni, Kadirli toprağına düşerken, geride bıraktığı birkaç eşya, çalınan hayatın en acı şahidiydi: Nişanlısına hediye olarak aldığı bir küpe, çanta içinde bir bluz, boynunda taşıdığı bir cevşen ve cebinden çıkan sadece 12 lira para...
Her yan kızılca kıyametti. Her yan kan deryası. Kabasakal ailesinin yürek yakan çığlıkları, Kadirli’nin tarihi simgesi Yılankale’nin surlarına çarpıp tekrar kendi göğüslerinde son buluyordu. Hekim Hüseyin Kabasakal, sevdiği Kadirli’de, o vatan toprağında sonsuzluğa uğurlandı.
"Hüseyin Kabasakal, ruhunu vatanına adadığı o Kadirli toprağında, geride yalnızca bir hekimin şifasını değil, bir kahramanın ölümsüz yeminini bıraktı."