"Henüz on dokuz baharı görmüş bir fidanın, davasına olan sadakati, namlunun ucundaki korkuyu dize getirir."
KİMLİĞİ VE BİR YİĞİDİN YÜKSELİŞİ
Manisa... Bu kadim topraklarda doğan, bu şehrin sokaklarında adalet ve iman uğruna yemin eden bir isimdi: SEZAİ UÇAR. Takvimler 1979 yılını gösterdiğinde, devir gençlerin omuzlarında ağır bir yük taşıdığı, ülkülerin kanla yazıldığı bir devirdi. O ise, sadece on dokuz yaşındaydı. Hayatının baharında, geleceğe dair tüm umutları sırtında taşıyordu.
Manisa Ticaret Lisesi Akşam kısmında öğrenciydi; ancak onun esas unvanı, okul koridorlarındaki ders kitaplarından ibaret değildi. O, davasının önderiydi, okul başkanıydı. Ülkücü Gençlik Derneği’nin (ÜGD) ateşli bir ferdi olarak, Akmescit Mahallesi’ndeki evinden ülkenin geleceğini aydınlatma mücadelesine yürüyordu. Sezai Uçar, kuru bir isim değildi; o, Manisa gençliğinin sarsılmaz duruşunun simgesiydi.
MANİSA'NIN GENÇ SÖZÜ: ADANMIŞ BİR HAYAT
Sezai Uçar’ın hayatı, konfor arayışından uzaktı; onun seçimi adanmışlıktı. O yılların çetin şartlarında, idealist bir öğrenci olmak, tehlikeyi bile bile yüreğinde taşımak demekti. O, sadece derslere değil, milletin vicdanına da başkanlık ediyordu.
Her günü, ülküdaşlarının yolunda attığı bir adım, her kararı, davasına verdiği büyük bir sözdü. O, henüz hayatının eşiğindeyken, kendisini milletinin kaderine adamış, gençliğin bütün enerjisini ve cesaretini ideallerinin hizmetine sunmuştu.
SON VAZİFE VE PUSUYA DOĞRU İKİ YİĞİT
17 Mayıs 1979 Perşembe günü, bir görev çağrısıydı. Cezaevlerinin demir parmaklıkları ardında tutulan, aynı davanın neferi olan ülküdaşları yalnız bırakılmayacaktı. Bu ziyaret, sadece moral değil, aynı zamanda zorlu günlerdeki bağlılığın bir beyanıydı.
Sezai Uçar ve sarsılmaz ülküdaşı Yavuz Aydın, görev bilinciyle motosikletlerine bindiler. Tehlikenin gölgesinde, fakat yüreklerinde sarsılmaz bir kararlılıkla, adaletin kapısına doğru yol alıyorlardı. Bu yolculuk, iki dostun, iki yiğidin, sadece bir ziyarete değil, tarihe doğru attıkları son, destansı adımdı.
EBEDİYETE UZANAN YOL: 17 MAYIS 1979
Ne yazık ki, düşmanın gözünde böylesi bir vefa, affedilmez bir suçtu. Manisa Adliyesi civarına geldiklerinde, karanlık ve sinsilik, pusuya yatmıştı. Devrimci solcu-komünist militanlar, mertçe bir mücadeleden kaçınarak, en alçakça yolu seçmişlerdi: Pusu.
Hukukun temsil edildiği o kutsal mekânın yakınında, Sezai Uçar ve Yavuz Aydın, bekleyen kurşun yağmuruna yakalandılar. Onlar, en zorlu anda bile geri adım atmayan, son nefeslerine kadar inançlarından vazgeçmeyen birer kahramanlık örneği sergilediler. Vurucu darbe, ansızın gelmiş olsa da, onların duruşu ebediyete kazınmıştı.
On dokuz yaşındaki Sezai Uçar, ülküdaşlarını ziyaret etme görevini tamamlama arzusuyla çıktığı o yolda, davasının en yüce makamına ulaştı. Manisa, o gün sadece bir evladını değil, ideal uğruna gözünü kırpmadan ölüme yürüyen genç bir kahramanını da şehadet şerbetiyle uğurladı.
O, bir öğrenciydi; ancak tarihin en zor dersini, canıyla vererek tamamladı. Şehadeti bir sondan çok, binlerin kalbine ekilen kutlu bir tohumdur."