"Bazı hayatlar sadece bir ömür sürmez; onlar, karanlığın ortasına düşen bir yemin, milletin vicdanında yanan ebedi bir meşale olur."
YEMİN VE IŞIK ADAMI
Eskişehir’in yiğit toprağı Sivrihisar’da, 1953 yılında dünyaya gözlerini açan Münir Erenoğlu, hayatını yalnızca yaşamak için değil, bir davaya adamak için seçti. O, sadece bir birey değil, Türk Milliyetçiliği idealini yüreğinde taşıyan, ilim ve irfan yolunda yürüyen bir Ülkücü idi. Aldığı en kutsal unvan ise "Öğretmenlik" oldu. Kalemini kılıç, bilgisini ise zırh edinmişti. O, milletine yol gösterecek ışık olmaya yemin etmişti.
ORDU'DAKİ MUKADDES GÖREV VE VEDA YUVASI
Tahsilini tamamlayıp bayrağı en zorlu cephede dalgalandırma vaktinin geldiğine karar verdi. Atama yeri, o karanlık ve çatışmalı yıllarda dahi davasına olan bağlılığını sınayan Ordu idi. Evliydi ve geride gözü yaşlı ama umut dolu bir eş ile pırıl pırıl bir kız çocuğu bırakarak, Ordu’nun Korgan ilçesine bağlı bir köyün yolu tuttu. Onun için sınıf kapısı, sıradan bir kapı değil, geleceğe açılan bir sancak kapısıydı. O, yurdun en ücra köşesinde dahi, inandığı değerleri öğretmek ve cehaletin karanlığını dağıtmak için orada duruyordu.
17 MAYIS 1977: SON YÜRÜYÜŞ
Takvimler 17 Mayıs 1977’yi gösterdiğinde, Münir Öğretmen köyüne doğru her zamanki o zorlu yolda yürüyordu. Bu yürüyüş, sadece dersliğe değil, aynı zamanda kaderine doğru atılan son adımlar dizisiydi. Ne var ki, memleketin üzerine çöken ideolojik kin ve nefret, yolda onu pusuya düşürdü.
Devrimci solcu-komünist militanlar, bir öğretmenin, bir idealistin, bir millet sevdalısının yolunu kesti. O an, sözler tükenmiş, ilmin sesi, kurşundan daha keskin bir ideolojik körlükle boğulmak istenmişti. Münir Erenoğlu, tehditler karşısında davasından ve duruşundan bir an olsun geri adım atmadı. O, teslim olmak yerine, inançlarının ve öğrencilerine verdiği sözün ağırlığını omuzlarında taşıyarak, zorbalığa karşı dimdik duruşunu sergiledi.
UÇURUMDAN ATILAN BİR DESTAN
Karanlık zihniyet, bir fikir adamını silahla değil, en vahşi ve en acımasız yöntemle susturmaya karar verdi. Köy yolunda, ideolojik öfkenin acizliğini kanıtlarcasına, Münir Öğretmen’i yakaladılar ve Ordu’nun o sarp yamaçlarında, uçurumdan aşağıya attılar.
Bu, bir cinayet değil, ebediyete yükselen bir kahramanlık ilanıydı. Onun bedeni fiziken o uçurumdan yuvarlanmış olabilir; ama geride bıraktığı meşale, adının ve adanmışlığının sonsuza dek yanmasını sağladı. Şehadeti, bir davanın ne denli büyük fedakarlıklar gerektireceğinin, bir öğretmenin dahi vatan için canını nasıl siper edebileceğinin en acı ve en destansı kanıtı olarak tarihe yazıldı.
ŞEHADETİN SESİ
17 Mayıs 1977, Ordu; sadece bir tarih, bir yer değil, bir Ülkücü öğretmenin, yurduna olan sevdası uğruna girdiği kara toprağın adıdır. Münir Erenoğlu, bedeni düşerken dahi, geride kalan tek kişilik hücresinde yeşerecek olan nesillerin aydınlığı için son dersini verdi: Cesaret ve adanmışlık.
"O, öğrencilerine ışık olmak için yola çıktı. Uçurum, onu susturamadı; aksine, sesini milletin vicdanında yankılanan ebedi bir destana dönüştürdü."