"Bazı hayatlar kısa sürer, ama bir asrın cesaretini 18 yıla sığdırır."
KİMLİĞİ VE ALIN YAZISI
Adı Mustafa Ertaş’tı. Türk Milliyetçisi Ülkücü bir neferdi. Onun kaderi, hayatının coğrafyasıyla mühürlenmişti: Erzurum’un sarsılmaz toprağı, Tortum’da doğdu ve yine o topraklarda, henüz 18 yaşında iken, 17 Mayıs 1976 tarihinde şehadet mertebesine erişti. Bu tarih, sadece bir bitiş değil, onurun ve adanmışlığın altın harflerle yazıldığı destansı bir başlangıç anıydı.
TORTUM’UN SESSİZ YEMİNİ
Mustafa, hayatının en kritik seçimini daha genç yaşta yapmıştı. Ailesi, belki daha sakin bir hayat arayışıyla Batı’ya, Bursa’ya göç etmişti. Ancak o, kolay yolu reddetti. Genç Mustafa Ertaş, davasının Erzurum’un karlı doruklarında, Tortum’un çetin yollarında filizleneceğine inanarak, yalnız kalmayı seçti. O, sadece bir öğrenci (Tortum Lisesinde okuyordu) değildi; o, idealizmi ve inandığı değerleri için geride kalan, tek başına bir nöbetçiydi. Bu kararlılığı, onun ülkücü olmanın ağır ve şerefli şuurunda yaşadığının en büyük kanıtıydı.
ADANMIŞLIĞIN GENÇ NEFERİ
Genç yaşına rağmen, taşıdığı bayrak ağırdı. Mustafa, yaşadığı her anı, yürüttüğü her mücadeleyi bilinçli bir fedakârlıkla icra ediyordu. Onun hayatı, bir kuru biyografi değil, ülküye adanmış bir manifesto idi. Kavgası, geleceğe dair inancının ve milli duruşunun bir yansımasıydı. O, fırtınalı 1970’li yılların ortasında, inancından zerre taviz vermeden, haksızlığa karşı dimdik duran yiğit bir ruhtu.
O KARANLIK GECE VE SON MÜCADELE
O gün, 17 Mayıs 1976 gecesi, Mustafa evine doğru yürüyordu. Bu, onun Tortum topraklarında attığı son adımların başlangıcıydı. Karanlığın içinde, yolunu kesenler çıktı: Tortum CHP İlçe başkanı ve kardeşi. Önce sataşma, sonra fitne ve en nihayetinde kaçınılmaz bir kavgaya dönüştü olay.
Mustafa Ertaş tek başınaydı. Bir kahraman gibi, davasının onurunu müdafaa etmek için göğüs göğüse mücadele etti. Bu, eşitlerin savaşı değildi; o, tek başına, davasına inanan bir yürekle kavgaya tutuşurken, karşısındakiler gölgelerden medet umdular. Korkaklığın en keskin silahlarına, bıçağa ve jilete davrandılar.
KANLA YAZILAN DESTAN
Mustafa, haince ve acımasızca defalarca bıçaklanarak ağır yaralandı. Ancak o, o son anlarda bile, göğsünden fışkıran kanı ile Tortum toprağına, inancının mührünü vurdu. Onu hastaneye ulaştırma çabaları, zamanın ve kaderin önüne geçemedi. Vücudunu terk eden her damla kan, onun davasına olan sadakatinin bir nişanıydı. Hastaneye yetişemeden, toprağın kucakladığı yerde, kan kaybından şehadet şerbetini içti.
Böylece, 18 yıllık kısa ama destansı hayatı, Erzurum-Tortum’un kalbine kazındı. Mezarı Tortum İlçe mezarlığında, onurla durmaktadır. Yıllar sonra bile (2020 yılında), onun mücadelesinin unutulmadığının ve davasının yâd edildiğinin bir simgesi olarak mezarı yeniden yaptırıldı; zira bazı hayatlar biter, ama verdikleri mücadele asla sona ermez.
"Kanı kurur, yaşı unutulur; ama davasının fedakârlığı nesilden nesile aktarılır."