"Bazı kahramanlıklar meydanlarda değil, ekmek teknesinin direksiyonunda yazılır. O, milletine hizmeti, gündelik hayatının en büyük vazifesi bildi."
KÖK SALDIĞI ŞEHİR: ADANA
Adı, ülkü uğruna canını feda edenlerin destanına yazılan bir yiğitti: Sami Tezerer. Doğduğu topraklar, davasına şahitlik eden topraklardı. Adana’nın sıcak ikliminde yeşermiş, 35 yıllık ömrünü hem ailesine hem de sarsılmaz bağlı olduğu Türklük ülküsüne adamıştı. O, sadece bir eş veya baba değildi; evli ve iki evladı ile birlikte, Mestanzade Mahallesi’nde kurduğu yuvası, inancının da kalesiydi. Sami Tezerer, sıradan bir hayatın sorumluluklarını omuzlarken bile, Adana MHP Merkez İlçe teşkilatının sarsılmaz bir üyesi olarak millet davasını yüreğinde taşıyordu.
EKMEK TEKNESİNDEKİ SİPER
Mesleği, onu şehrin kılcal damarlarına ulaştıran tehlikeli bir görevdi. O bir esnaftı; bir taksi şoförü. Direksiyon salladığı her gün, sadece evine ekmek götürmüyor, aynı zamanda 1980 yılının karanlık ve tehdit dolu sokaklarında, inandığı değerlerin onurunu da taşıyordu. Sami Tezerer, gündelik hayatın tam ortasında, emekle geçen her saatini ülkücülük ruhuyla birleştirmiş, davasını sokağın nabzında tutmuştu. O, Adana’nın kaotik günlerinde bile dürüstlüğünden ve cesaretinden zerre ödün vermeyen, sessiz bir direnişin timsaliydi.
O KARANLIK GÜN: 17 MAYIS 1980
Takvimler, ihanetin pusu kurduğu 17 Mayıs 1980 gününü gösteriyordu. Öğleden sonra, saatler 14.30’u vurduğunda, Sucuzade Mahallesi Obalar Caddesi’nde, hayatını kazanmak için durduğu noktada, kader onu bekliyordu. Sami Tezerer, her gün yaptığı gibi, taksisine binen yeni müşterilerini bir ekmek davası kapısı olarak gördü. Ancak bu müşteriler, idealleri uğruna can alan, soğuk kalpli düşmanlardı.
Komünist militanlar, en alçakça yolu seçerek, ekmeğinin peşindeki kahramanı, "müşteri süsü" adı altındaki kalleş bir tuzakla durdurdular. Bu, bir çatışma anı değil, inanca ve fedakârlığa yöneltilmiş hain bir saldırıydı.
ŞEHADETİN VURUCU ANI
Direksiyon başındaki o yiğit, hainlerin yüzündeki maskenin düştüğü an, belki de o son anda bile davasından dönmeyeceğini haykırdı. Ancak düşman, kelimelerle değil, kurşunla cevap verdi. Kahraman Sami Tezerer’in dimdik duran göğsüne sıkılan tek kurşun, sadece bir cana değil, Adana’nın yiğitliğine ve bir ailenin mutluluğuna da isabet etti.
O tek kurşun, bir ülkücünün hayatına mal oldu; ancak şehadetiyle, davasının ölümsüzlüğünü tescilledi. Gündüz ortasında, alçakça bir pusuyla düşürülen Sami Tezerer, milletinin vicdanına kazınan o son fedakârlığı yaparak, 35 yıllık şerefli hayatını destana dönüştürdü.
SONSUZLUĞA YOLCULUK
Türk Milliyetçisi Ülkücü Şehit Sami Tezerer, Adana’nın sokaklarında kanıyla suladığı bu kutlu topraklardan ayrıldı. Na’şı, inandığı değerler uğruna düştüğü Adana’da, Adana Asri Mezarlığı’nda, binlerce yıllık ecdadının ve davasının yanında ebedi istirahatine uğurlandı.
"O, sadece bir taksiyi değil, milletin davasını sürdü. Göğsüne saplanan kurşun, bir esnafın değil, Türk Milliyetçiliğinin alnına yazılmış şanlı bir kaderdi."