"Bazı insanlar sadece hayatlarını yaşamazlar, hayatlarını bir yemin uğruna tamamlarlar."
YÜREĞİ VATAN İÇİN ÇARPAN YOLCU
Bu toprakların kaderi, daima zorlu zamanlarda en sıradan görünen yiğitlerin omuzlarında yükselmiştir. Türk Milliyetçisi Ülkücü Şehit SEYFİ DOĞAN da onlardan biriydi. Onun kimliği, bir doğum yerinin sınırlarını aşan, bir fikrin ve adanmışlığın onurlu mührünü taşıyordu. O, sadece bir meslek erbabı değil, aynı zamanda Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) yılmaz bir üyesi, inancının sonuna kadar bekçisiydi.
DİREKSİYON BAŞINDAKİ MİLLİYETÇİ RUH
Seyfi Doğan’ın kahramanlığı, cephede tüfek tutmakla değil, hayatın tam ortasında, İstanbul’un kalabalık sokaklarında direksiyon başında başladı. Ekmeğini, alnının teriyle, şoförlük yaparak kazanıyordu. Her sabah, İstanbul Örnek Mahallesi ile Kadıköy arasında mekik dokuyan dolmuşunun direksiyonuna geçerken, sadece yolcu değil, aynı zamanda milletinin geleceğine olan inancını taşıyordu.
O, evinin direğiydi. Evli ve bir çocuk babasıydı; ailesi için mücadele ederken, aynı zamanda vatanın geleceği için de nöbet tutuyordu. 1979 yılının o çetin günlerinde, her bir vatansever gibi, sıradan işini yaparken dahi davasından zerre kadar taviz vermemişti. Onun dolmuşu, sadece bir ulaşım aracı değil, davasının da sessiz bir kalesiydi.
İHANETİN DURDUĞU KÖPRÜ
Takvimler 17 Mayıs 1979’u gösterdiğinde, Seyfi Doğan her zamanki mesaisine başlamıştı. Ancak o sabah, masumiyetin maskesi ardında gizlenen bir tehlike, aracına yolcu kılığında bindi. Üç devrimci solcu-komünist militan, karanlık ideallerini Seyfi Doğan’ın dürüst kazancına bulaştırmak üzere yola çıkmışlardı.
Görevini sadakatle yerine getirirken, bu hain yolcular, İstanbul’un can damarı üzerindeki Acıbadem Köprüsü’nde, namlularını vatansever bir yüreğe çevirdiler. O an, köprü sadece iki yakayı birleştiren bir geçit olmaktan çıktı; bir yiğidin hayatının son durağı, bir ihanetin sahnelendiği kara bir leke oldu.
SON NEFESTE SÖYLENEN YEMİN
Seyfi Doğan, hayatını kazanmak için oturduğu direksiyon başında, yurduna hizmet ederken pusuya düşürüldü. Militanlar, onu, en savunmasız olduğu, işini yaptığı anda, direksiyon başında kurşunlayarak şehit ettiler.
O, geri çekilmeyi bilmedi. O, davasından dönmedi. Silahsız bir şoför olarak, aracında tek başına, ideolojisinin bedelini canıyla ödedi. 17 Mayıs 1979, Türk Milliyetçiliğinin defterine, adı altın harflerle yazılan bir fedakârlık günüdür. Seyfi Doğan, sadece bedenini bıraktı, ama direksiyondan elini çekerken bile savunduğu davanın şerefini lekesiz bir miras olarak geride bıraktı. O, vatan yollarında can veren, unutulmaz bir kahramandır.
"O sadece bir yolcu taşımadı; o nesiller boyu sürecek bir davanın sarsılmaz bayrağını taşıdı, köprüler şahit olsun ki, düşmedi."