"Bazı insanlar vatanı kılıçla savunur; bazıları ise, son nefeste dahi olsa, yüreğindeki vicdan ve imanla."
MİLLETİN ASİL TOHUMU
Ordu’nun Aybastı İlçesi, onu sadece bir coğrafya olarak değil, bir karakter olarak da yetiştiren kutsal topraklardı. O, sadece bir köylü, bir vatandaş değildi; o, kökleri toprağa, ruhu göklere uzanan, tam 67 bahar görmüş bir ulu çınardı. Hamza İhsan Aydın... Adı, helal rızkın peşinde, tırnağıyla kazandığı yılların yorgunluğunu taşıyordu. O bir çiftçiydi; toprağı işlediği gibi, millet sevgisini de yüreğinde bir tohum gibi büyütmüş, onu olgunlaştırmıştı. Uzun yıllar süren emeğinin tek karşılığı, çoluk çocuğunun hakkı olan rızık ve o büyük vatanın bölünmezliğine olan sarsılmaz imanıydı.
BİR ÖMÜRLÜK ADANMIŞLIK
O, kuru bir biyografi maddesi değil, destansı bir duruşun timsaliydi. Türk Milliyetçisi Ülkücü kimliği, onun için bir slogan değil, bir yaşam felsefesiydi. Kalbi, bu ülkenin dirlik ve birliği için atıyordu. Hamza İhsan Aydın, ömrü boyunca ne bir gücü ne de bir makamı arzuladı; sadece ve sadece, bayrağın gölgesinde huzur içinde yaşanacak bir memleketin hasretiyle yandı. Onun duruşu, sade bir çiftçinin, milletine duyduğu sonsuz sevginin, sessiz ve derinden gelen bir yeminiydi.
AYBASTI’YA ÇÖKEN KARANLIK
Takvimler 17 Mayıs 1980’i gösterdiğinde, Aybastı’nın üzerine bir karabasan çöktü. Devrimci solcu-komünist militanlar, yanlarına örtülü işgalin uzantısı olan yerli işbirlikçileri de alarak, o masum ilçeyi silahla bastılar. Sokaklar terörün gölgesine teslim edilmiş, Aybastı’nın huzuru kin ve nefret ateşiyle yakılmak isteniyordu. Silah sesleri, 67 yaşındaki Hamza İhsan Aydın’ın kulağında, vatanın parçalanışının çığlığı gibi yankılandı. Korku, normal bir insanı sindirebilirdi; ama onun kalbi, korkudan çok daha büyük bir aşkla, vatan sevgisiyle doluydu.
SON SÖZ VE YÜREĞİN DİRENİŞİ
Hamza İhsan Aydın, silahların gölgesinde değil, vicdanının aydınlığında bir karar verdi. O, eli silah tutmayan, yaşı kemale ermiş bir adamdı; fakat o an, Aybastı’nın en cesur neferi oldu. İlerleyen yaşına, silahların namlusuna rağmen, o alçakça teröre karşı sadece ve sadece sözleriyle, nasihatleriyle karşı koydu.
Yürüdü, dimdik durdu ve o militanların yüzüne, insanlığın son uyarı sözlerini fırlattı: “Yapmayın, etmeyin, bu memlekete yazık ediyorsunuz!”
Bu sözler, kuru bir uyarıdan öte, kahramanlığın ta kendisiydi. Hamza İhsan Aydın, kan dökenlere merhameti, nefrete sevgiyi teklif ediyordu. Fakat o karanlık zihinler, bu asil duruşu kaldıramadı. Kinleri, o an bir patlama noktasına ulaştı. Bir çiftçinin, bir babanın, bir vatanseverin dürüst sözleri, zalimlerin bütün hınçlarını üzerine çekmeye yetti.
ŞEHADETİN BEDELİ
Namlular, tereddütsüzce Hamza İhsan Aydın’a çevrildi. Gözlerinde ne bir pişmanlık ne de bir yalvarış vardı; sadece, memleketine duyduğu derin bir sevgi ve üzüntü okunuyordu. Zalimler, bütün kinlerini kurşunlarla kustular. O yüce ruh, aldığı ağır yaraların ağırlığına dayanamadı. Hamza İhsan Aydın, Aybastı’nın göbeğinde, vatanına son nasihatini yaparken şehit düştü. O, bir kurşunla susturulmuştu; fakat o gün, 67 yaşındaki bir çiftçinin sözleri, tarihin en güçlü kahramanlık destanlarından birinin girişi olarak sonsuza dek yankılanacaktı.
"O gün Aybastı'nın toprağına düşen her damla kan, bir yiğidin 'vazgeçmeyin' feryadının mühürü oldu; Hamza İhsan Aydın, ismi unutulmayacak olan bir vicdan nöbetçisidir."