"Bazıları sadece okumaz; onlar, geleceği ellerinde tutan defterlerle değil, ruhlarındaki imanla yazarlar."
HATAY'DAN ANKARA'YA BÜYÜK YÜRÜYÜŞ
Anadolu’nun çelik iradesi, Hatay’ın Kırıkhan ilçesinden, bir destan gibi filizlenmişti. Adı Nurettin Çetin’di. O, ailesi için sadece bir evlat değil, altı kız kardeşin umudunu ve dualarını omuzlarında taşıyan yedinci candı. 21 yıllık kısa ömrüne bir milletin sevgisini sığdıran bu yiğit, yüreğindeki iman ateşiyle yola çıkmış, ülkenin kalbi Ankara’ya gelmişti.
YÜKSELİŞİN IŞIĞINDA BİR YEMİN
Ankara Yükseliş Devlet Mimarlık ve Mühendisliği bölümünün kapıları ona sadece bir kariyerin değil, aynı zamanda ülkücü davanın kutsal bir cephesinin de kapısını açmıştı. O, sadece binaların değil, gelecekteki Türkiye’nin sağlam temellerini atmayı hedefleyen bir öğrenciydi.
Etlik Polisevleri semtinde, ülküdaşları ile paylaştığı o mütevazı ev, sadece bir ikametgah değil, aynı zamanda milli şuurun ve adanmışlığın karargahıydı. MHP Gençlik Kolları üyesi olarak, gençliğinin en verimli çağını, karanlık ideolojilere karşı duruşun ve fedakarlığın onurlu mücadelesine adamıştı. Kalemi, sadece ders çalışmak için değil, aynı zamanda vatanın geleceğini yazmak için de tutuyordu.
KALEMİN SUSTUĞU O VURUCU GECE
Takvimler 16 Mayıs 1979’u gösteriyordu. Ankara’nın üzerine çöken gece, devrimci solcu-komünist militanların kin ve nefretini de beraberinde getirmişti. Kitapların, planların ve umutların havaya karıştığı o öğrenci evinde, Nurettin Çetin ve arkadaşları, geleceğe dair notlar alırken, tarihin en alçak saldırılarından biriyle karşılaştılar.
Karanlığın içinden gelen, vicdansızca ve kalleşçe açılan o ateş, evin pencerelerini delip geçti. O an, ders çalışılan o mekan, bir direniş kalesine dönüştü. Onlar, sadece genç bir ruhu hedef almıyorlardı; onlar, Ankara’da yükselen milliyetçi idealin ışığını söndürmek istiyorlardı.
İDEAL UĞRUNA SON NEFES VE YÜCELİŞ
Düşman namluları, en savunmasız, en masum anda hedef almıştı. Ülküdaşımız Nurettin Çetin ve onunla birlikte mücadele eden Lütfi Özdemir, o ateş çemberinin ortasında bir an bile tereddüt etmediler. Onların üzerine yağan kurşunlar, sadece bedenleri değil, bir dönemin çetin mücadelesini hedef alıyordu; ancak o kurşunlar, onların adanmış ruhunu delip geçemedi.
21 yaşındaki bu fidan, 16 Mayıs 1979 gecesi, okuduğu şehirde, idealleri uğruna şehadet makamına yürüdü. O, eğitimini sürdürürken, vatanın bekası için hayatının son sayfasını kanıyla mühürleyen bir kahramandı.
O karanlık saldırıda, Ömer İşler, Adem Gümüş ve Kamil Bağcı da yaralanarak o destansı direnişin ve çekilen çilenin canlı şahitleri oldular. Nurettin Çetin’in şehadeti, kuru bir olay değil, milli duruşun bedelini ödeme yeminiydi; Hatay’dan yola çıkıp, Ankara’da yediği kurşunlarla yükselen, ebediyete uzanan bir kahramanlık nişanıydı.
"O gece, bir öğrenci evinde söndürülmeye çalışılan ışık, bu milletin göğsünde sonsuzluğa uzanan bir yıldıza dönüştü."