"Bir milletin kahramanları, gökyüzünün yıldızları gibidir; en karanlık gecede bile yolu gösterirler."
ERZİNCAN’IN KUTLU YÜREĞİ
Bu destanın adı ALİ DUMAN SALİHOĞLU’dur. O, Türk milliyetçiliğinin o çetin yıllarında, 22 yıllık kısa ama bir ömre sığmayacak kadar anlamlı bir adanmışlıkla yaşadı. Doğduğu topraklar olan ERZİNCAN, onun mütevazı hayat mücadelesinin de şahidi oldu.
Bir işçiydi O. Alnının teriyle, helal rızkını kazanmanın peşindeydi. Yenimahalle’deki küçük ikametgâhından her gün, bir akrabasının çay ocağında çalışmaya gidiyordu. Onun hayatı, büyük sözler etmek yerine, inandığı değerler uğruna sessizce mücadele eden onurlu bir Anadolu gencinin hikayesiydi. Ancak Ali Salihoğlu, sadece bir işçi değildi; o, ülkülerin ateşini yüreğinde taşıyan, Ülkücü Gençlik derneğine yeminle bağlı bir neferdi.
ADANMIŞLIĞIN BEDELİ
Takvimler 16 MAYIS 1979’u gösteriyordu. O karanlık dönemde, doğru bildiği yolda yürüyen her dava adamı gibi, Şehit Ali Salihoğlu’nun da varlığı, karanlık güçlerin hedefindeydi. O gün, mesaisini bitirmiş, rızkını kazanmanın huzuruyla evine dönüyordu. Bu sıradan yürüyüş, ne yazık ki, onun kahramanlık mertebesine ulaşacağı son yolculuk olacaktı.
Onu takip edenler, ruhlarını kin ve ideolojik nefretle doldurmuş, üç devrimci solcu-komünist militandı. Korkakça ve sinsi bir kararla, sözde bir "Halk Mahkemesi infazı" adı altında, kurbanlarının canına kastetmeye karar vermişlerdi.
SON DİRENİŞ VE KIZIL ZULÜM
Olay, tüm dehşetiyle, kimsenin kaçamayacağı bir anda, gündüz vakti, çevredeki onlarca insanın gözleri önünde cereyan etti. Kızıl katiller, ellerinde bıçak ve şişlerle, pusu kurdukları bu yiğide hunharca saldırdılar.
Ancak Ali Duman Salihoğlu, o anda sadece 22 yaşında bir işçi değil, davasının namusunu koruyan bir kahraman oldu. Yalnızdı, silahsızdı, ama ruhundaki inanç çelik gibiydi. Geri adım atmadı, teslim olmadı, kahramanca karşı koydu. Onun duruşu, saldırganların vahşetine karşı atılmış onurlu bir tokattı.
Ne var ki, sayı üstünlüğü ve kullanılan alçakça silahlar (bıçak ve şişler) karşısında direnişi zorlu bir sınavdı. O, vücuduna inen her darbeyi, milletinin geleceği için kabul etti. Ciğerlerinden aldığı derin bir şiş yarası, onun nefesinin kesilmesine neden oldu. Onlarca insanın şaşkın ve çaresiz bakışları arasında katillere direnen bu yiğit, sonunda aldığı ağır darbeler yüzünden ERZİNCAN sokaklarında yere yıkıldı.
ŞEHADETİN MÜHRÜ
Ali Duman Salihoğlu, 16 Mayıs 1979 günü, inancı ve kimliği uğruna, yiğitçe dövüşerek şehadet şerbetini içti. O, zulmün ve orantısız gücün karşısında dik durmanın, korkaklığa teslim olmamanın destanını yazdı.
O gün canını teslim etti, ama bu aziz milletin hafızasına silinmez bir kahramanlık izi bıraktı. Onun adı, karanlığa karşı verilen mücadelenin ve ödenen fedakarlığın sembolü olarak tarihin destan sayfasına altın harflerle kazındı.
"Şehit Ali Duman Salihoğlu, bedeni düşerken bile davanın sancağını yere düşürmedi; o gün dökülen her damla kan, geleceğin zafer mührü oldu."