"Bazıları kalemiyle savaşır, bazıları ruhuyla; ancak Ali Cıbır, idealinin sarsılmaz kalesi olarak, en sessiz cephede bile dimdik duranlardandı."
I. KÖKLERİN VE YÜREĞİN ÇAĞRISI
Anadolu’nun kadim topraklarından, Konya’nın yiğitlik kokan Ermenek ilçesinden yükselmiş bir sese sahipti. O, sadece bir birey değil, damarlarında Türk Milliyetçiliği ruhunu taşıyan, ülkü yoluna baş koymuş bir yiğitti: Şehit Ali Cıbır. Tarihin en çetin dönemlerinden biri olan 1979 yılına yaklaşırken, ailesiyle birlikte umutların ve tehlikelerin harmanlandığı İstanbul'a göç etti. Bu göç, sadece coğrafi bir yer değiştirme değil, ülkücü davasını büyük şehrin karmaşasında yeşertme yeminiydi.
II. MÜCADELE SAHASI: KALEM VE KÜRSÜ
Ali Cıbır’ın hayatı, çelikten bir iradenin ve adanmışlığın destanıydı. Gündüzleri Bakırköy Akşam Ticaret Lisesi'nin sıralarında geleceğin mimarı olmak için ilim öğreniyor, geceleri ise ülkücü mücadelesine destek olmak için çalışıyordu. O, sadece bir öğrenci değil, hayatın zorluklarına göğüs geren bir muhasebeciydi. Ebuziya Caddesi’ndeki bir pasajda, ülküdaşlarının omuz vermesiyle kurduğu muhasebe bürosu, onun hem ekmek teknesi hem de ideal davasına hizmet ettiği küçük, ancak vazgeçilmez bir mevzi haline gelmişti. O büro, Ali Cıbır’ın helal lokmayla yoğrulmuş, sarsılmaz duruşunun bir simgesiydi.
III. EBUZİYA’DAKİ SON MEVZİ
16 Mayıs 1979... Takvimler, tarihin en karanlık ve ayrıştırıcı günlerinden birini işaret ediyordu. Ali Cıbır, her zamanki gibi, vatan ve millet sevdasıyla kalemi arasında, bürosunda çalışıyordu. Ancak o gün, sessizliğin ve emeğin hüküm sürdüğü o küçük büro, kin ve nefretin acımasız gölgesiyle kuşatıldı. İçeride Ali Cıbır tek başınaydı; dışarıdan ise altı kişilik devrimci solcu-komünist militan grubu, karanlık bir baskın düzenledi.
Sayının, güce ve acımasızlığa karşı koyamayacağı o an gelmişti. Ali Cıbır, altı siluet karşısında, davasından asla taviz vermeyen, sırtını dönmeyi dahi düşünmeyen bir kahramanlık timsali sergiledi. Onun duruşu, altı baskıncıya karşı verilen sessiz bir meydan okumaydı. O büro, Ali Cıbır’ın son kalesi, son direniş noktası oldu.
IV. ŞEHADETİN MÜHRÜ
Tarihin o kara sayfasında, karanlık eller titremeyen bir kararlılıkla tetiğe dokundu. Ülküdaşımız Ali Cıbır, hileyle ve sayı üstünlüğüyle kurulan bu hain pusu sonucu, kurşunlanarak yere düştü. O an, sadece bir genç muhasebecinin hayatı sona ermedi; bir idealin bedeli en yüksek perdeden ödendi.
16 Mayıs 1979 günü İstanbul, bir yiğidine, kalemiyle kazandığı helal rızkının başında kalleşçe şehit edilen bir vatan evladına ağladı. Ali Cıbır, mücadele meydanını terk etmeyişiyle, hayatını adadığı ülkü uğruna verdiği son nefesiyle, adını unutulmaz şehitler kervanına, haksızlığa karşı direnişin en kutsal yerine yazdırdı.
"O gün Ebuziya Caddesi’nde yalnızca bir büro kapanmadı; bir ülkücü direnişin en yüce bedeli ödendi ve adı, Vatanın unutulmaz destanına kanla yazıldı."