"Bazı ruhlar, geleceği inşa etmek için yola çıkar; ama karanlık bir çağın üzerine adanmak zorunda kalır. Onların defteri, ilimle açılır, kanla mühürlenir."
KÖKLERİNDEN ANKARA'NIN YÜREĞİNE
O, Akdeniz’in yiğit bir evladıydı. 1954 yılında, Mersin’in Anamur ilçesi, Kalınören Mahallesi’nde dünyaya gözlerini açtı. Büyüdüğü toprakların bereketini ve sadeliğini yüreğinde taşıyarak, ilk ve orta öğrenimini Anamur’da tamamladı. Ancak Lütfi Özdemir’in ruhunda yanan ateş, sadece coğrafi bir bağlılıktan ibaret değildi; o, milletinin geleceğine adanmış bir zekânın peşindeydi. Bu kutlu amaç uğruna, başkent Ankara’nın ilim yuvalarına doğru yola çıktı ve Hacettepe Üniversitesi Maden Mühendisliği bölümünü kazanarak, hem geleceğin inşasına hem de davasına omuz vermeye başladı.
ÜLKÜCÜ YEMİN VE ADANMIŞ GENÇLİK
Henüz 25 yaşındaydı. Bir ömrün baharında, karanlık sislerin çöktüğü bir dönemde, Lütfi Özdemir sadece bir öğrenci değildi; o, ülkülerin sarsılmaz bir neferiydi. MHP Gençlik Kolları’nın kutsal çatısı altında, milliyetçi duruşuyla nam saldı. Ankara’nın Etlik semtinde, Polisevleri mevkiinde, aynı ideallere gönül vermiş öğrenci arkadaşlarıyla birlikte mütevazı bir evde ikamet ediyordu. Bu ev, sadece bir barınak değil, aynı zamanda memleketin kurtuluşu için derslerin çalışıldığı, hülyaların paylaşıldığı bir kale vazifesi görüyordu.
KARANLIĞIN PUSU KURDUĞU O SON GECE
Takvimler 16 Mayıs 1979’u gösteriyordu. Dışarıda, ideolojik kutuplaşmanın en vahşi yüzü kol gezerken, Lütfi Özdemir ve arkadaşları, geleceğe dair sorumluluklarını yerine getiriyor, ilmin ışığında ders çalışıyorlardı. Ancak bilgelik ve bilime adanmışlık, o dönemin gözü dönmüş terör odakları için dahi tahammül edilemez bir duruştu.
O gece, ülkenin kaderini değiştirmeye çalışan, devrimci solcu-komünist militanlar, vicdanlarını kaybetmiş bir kararlılıkla, Ülküdaşlarımızın bulunduğu evin penceresine pusu kurdular. Onlar, ne bir cephede ne de bir sokak kavgasında, tam aksine; okumakta ve düşünmekteyken, hain ve alçakça bir saldırının hedefi oldular.
KANLA YAZILAN ŞEHADET ANITI
Karanlığın içinden fırlayan kurşunlar, sadece camları değil, geleceğe dair tüm umutları da delip geçti. O an, Lütfi Özdemir, vatanının mühendisliğini yapmak üzere tuttuğu kalemini, canıyla ödeyeceği bir bedele değiştirdi. Hain saldırının ortasında, ülküdaşı Nurettin Çetin ile birlikte, 25 yıllık ömrünün son nefesini, inancının sarsılmazlığına şahit kılarak şehadet mertebesine yükseldi.
Bu alçakça saldırıda sadece şehitler değil, Ömer İşler, Adem Gümüş ve Kamil Bağcı da yaralandı; ancak fedakârlığın izi silinmedi. Lütfi Özdemir, ilme ve ideallere adanmış bir gencin, namert bir kurşunla nasıl ebediyete yürüdüğünü göstererek, Anamur’dan getirdiği onurunu, Ankara’nın destanına kanıyla mühürledi.
"Yirmi beş yıllık ömrüne sığdırdığı iman, onu sadece bir öğrenci değil, adını tarihin sayfalarına kanıyla yazan ebedi bir nöbetçi kıldı. O, yalnızca bedeniyle düşmedi; bir idealin sonsuza dek yaşayacağının kanıtı oldu."