"Bazı hayatlar kısa sürer, ama attıkları son adım, koskoca bir milletin geleceğine ışık saçar."
YALNIZCA OLANIN BÜYÜK DAVASI
Onun adı Sedat Yalnızca'ydı. Fakat taşıdığı yük, yalnızca bir ferdin değil, büyük bir milletin geleceğiydi. Hayatının adresi Ankara, görev yeri ise Türkiye’nin yarınlarıydı. O, tarihin en çetin cephelerinden birinde, ülkücü mücadelenin isimsiz kahramanları arasında yerini almış bir Türk Milliyetçisiydi. Kaybın adı Şehadet, gerçekleştiği an ise 15 Mayıs 1978, mekan ise başkent Ankara’nın fedakarlıkla yoğrulmuş topraklarıydı.
O bir asker değildi; bir öğrenciydi. Geleceğe dair hayaller kurması gerekirken, o, ülkesinin karanlıkta kalmaması için bir nöbetçi olmayı seçmişti.
ANADOLU'NUN GENÇ BOZKURTU
Sedat Yalnızca, geleceğin umudu olarak Atatürk Lisesi sıralarında oturuyordu. İkamet ettiği Ankara Dikmen, onun sadece evi değil, aynı zamanda ideallerinin filizlendiği mücadele alanıydı. Henüz hayatının baharında, ailesinin yegâne umudu, tek evladıydı. Bu büyük sorumluluk ve omuzlarındaki aile sevgisi varken dahi, vatanın çağrısı onun için her şeyin üstündeydi.
O, okulunun genç bozkurtları arasına katılarak, ülkücü mücadelenin sarsılmaz kalesi olmuştu. Kalemi tutması gereken elleri, davasının sancağını dimdik taşıyordu. O, karanlık ideolojilerin gençliği zehirlediği bir çağda, Türk gençliğinin saf ve adanmış yüzüydü.
15 MAYIS'IN KARANLIK AKŞAMI VE SON NEFES
15 Mayıs 1978 akşamı, hayatının destanı yazılırken, Sedat Yalnızca her günkü gibi davasının ve okulunun yorgunluğunu taşıyarak evine dönüyordu. Dikmen Mevlüt Meriç Sokak, onun için güvenli bir sığınak olması gerekirken, hain bir pusuya sahne oldu.
O anlar, bir kahramanın en yalnız kaldığı ve en büyük fedakarlığı yaptığı anlardır. Üç komünist militan, sayı üstünlüğüne ve sinsiliğe dayanarak, tek başına yürüyen gence ölüm tuzağı kurdu. Silahlar patladığında, vurulan sadece bir öğrenci, sadece bir tek evlat değildi; geleceğe dair bir ülkü, bir neslin umudu hedef alınmıştı.
Korkunun karşısına cesareti, ihanetin karşısına imanı koyan Sedat Yalnızca, evinin önünde, yürüdüğü mücadelenin bedelini kanıyla ödedi. Kurşunlarla şehit edilen bu genç yürek, davasının ebediyen süreceğini o son nefesiyle mühürlemiştir. Hayatını hiçe sayarak verdiği o destansı mücadele, tarihin altın sayfalarına Yalnızca’nın fedakarlığı olarak kazınmıştır.
"Mücadele toprağa düştü sanıldı, oysa o kan damlası bin yıllık davanın üzerine ebedi bir mühür vurdu."