"Kimi zaman bir duruş, bütün bir ömrün manifestosudur; gençliğin en büyük yemini ise bayrak düşmesin diye atılan son adımdır."
KİMLİĞİ VE ADANMIŞLIĞIN DOĞDUĞU TOPRAKLAR
O, sadece bir isim değildi; Tufan Turhan, 1980 öncesinin fırtınalı yıllarında, inançlarından dönmeyen bir Türk Milliyetçisi, bir Ülkücü Şehitti. Karadeniz’in yiğit kucakladığı Ordu ilinin İkizce ilçesine bağlı Şenbolluk beldesi Ziliftar mahallesinde açmıştı gözlerini. Hayatının henüz baharında, 18 yaşında bir delikanlıydı. Gençliğini, milletinin değerlerine adama kararlılığı, coğrafyasının zorlu yapısı gibi sarsılmazdı. Tufan Turhan, kısa sürecek ömrüne dahi sığdırdığı büyük duruşuyla, tarih sahnesine bir destan yazmak üzereydi.
SÜRGÜN VE BİR GENCİN YILMAZ MÜCADELESİ
Henüz lise sıralarındayken, vatan sevgisinin bedelini ödemeye başlamıştı. Boyabat İmam Hatip Lisesi’nde okuduğu sırada, inandığı değerler uğruna düşmanlar tarafından hedef gösterildi ve sürgün edildi. Bu zorunlu göç, onun davasından vazgeçtiği anlamına gelmiyordu; aksine, mücadeleyi Ordu İmam Hatip Lisesi son sınıfında, mücadelenin tam ortasında sürdürdü. Tufan Turhan, okulu yalnızca bir eğitim yuvası değil, aynı zamanda milli duruşun kalesi olarak görüyordu. O, 18 yaşında, karanlığa karşı nasıl dik durulacağını tüm gençliğe öğretecek son dersine hazırlanıyordu.
O KARARLI MAYIS GÜNÜ: 15 MAYIS 1980
Takvimler, ülkenin en çetin sınavlarından birini verdiği 15 Mayıs 1980 Perşembe gününü gösteriyordu. Ordu İmam Hatip Lisesi öğrencileri, birkaç gün sonra kutlanacak olan 19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Gençlik Spor Bayramı etkinlikleri için bir araya gelmişlerdi. Gençliğin coşkusunu ve bayram sevincini temsil eden bando çalışması yapılmıştı. Okuldan topluca çıkan kalabalık öğrenci grubu, sevinçle ve gelecek umuduyla yürürken, Ordu Sanat Okulu’nun önünde vatan düşmanı komünist militanlar tarafından alçakça kurulan bir pusuya yürüdüklerinden habersizdi.
VATANIN UĞRUNA DÜŞÜLEN SON NEFES
Tufan Turhan ve arkadaşları, o an, gençliğin masumiyetiyle vatan düşmanlığının acımasızlığı arasındaki ince çizgideydi. Barış içinde yürüyen öğrenci topluluğuna, gözü dönmüş militanlar tarafından yaylım ateşi açıldı. Gencecik bedenler, umutlu sesler ve bayram hazırlığı, bir anda ölümcül bir çığlığa dönüştü.
Tufan Turhan, arkadaşı Sefa Kol ile birlikte, o kurşun yağmuru altında düştü. O, sadece 18 yaşında bir öğrenciydi; ancak son nefesini, bayram coşkusuyla yürüdüğü yolda, bir kahramanlık ateşi yakarak verdi. Düşüşü, basit bir ölüm değil, milletin birliği ve beraberliği uğruna ödenen yüksek bir bedeldi. Onlar, en sevinçli günlere hazırlanırken, en acımasız ihanetle karşılaştılar ve şehadet mertebesine yükseldiler.
ŞEHADETİN SON DURAĞI
Mücadeleyle geçen kısa hayatının ardından, Tufan Turhan’ın cenazesi, doğduğu ve ilk adımlarını attığı topraklara, İkizce ilçesi Şenbolluk beldesi Ziliftar mahallesine getirildi. Bedeni toprağa karışsa da, onun vatan aşkı uğruna verdiği destansı mücadele, hafızalara silinmez bir mühür olarak kazındı. Genç yaşta gelen bu şehadet, karanlık yılların en parlak fedakarlık nişanelerinden biri oldu.
"Tufan, 18 yaşının baharında, İkizce’nin Ziliftar mahallesindeki toprağa değil, milletin sarsılmaz hatırasına gömülmüştür. O, bir öğrenciydi, ancak en büyük dersi verdi: Vatan için adanmışlık, tarihin en yüce dersidir."