"Bazı hayatlar, sadece yaşadıklarıyla değil, uğruna verdikleri savaşla ve ödenen bedelle destanlaşır. Mustafa Eryiğit, alın terini imana dönüştürmüş bir kahramandı."
KÖKLER VE ALIN TERİ
Gaziantep’in kadim topraklarında dünyaya gözlerini açan Mustafa Eryiğit, Anadolu’nun yiğitliğinden ve sadeliğinden yoğrulmuş bir karakterdi. O, hayatını sadece ailesinin rızkını kazanmaya değil, aynı zamanda milli davasına adamıştı. Evli bir adam olarak, Karşıyaka'da kurduğu yuvasını koruyordu. Mesleği bir işçiydi; özel bir kuruluşta çalışarak ekmeğini taştan çıkarıyordu. Fakat onun elleri sadece fiziksel emeği değil, aynı zamanda ideallerinin sancağını da taşıyordu. O, davasına adanmışlığın, işçi sınıfının onurlu ve dik duruşunun sembolüydü.
ADANMIŞLIĞIN YÜCE OCAĞI
Mustafa Eryiğit, vatan sevgisini kuru bir sözden ibaret kılmayanlardandı. Ülkücü hareketin emek cephesindeki en güçlü seslerinden biriydi. İşçi haklarını milli bir bilinçle savunmak için çaba gösterdi; bu adanmışlığın en somut göstergesi, MİSK (Milliyetçi İşçi Sendikaları Konfederasyonu) kurucuları arasında yer almasıydı. O, sadece sendikal alanda değil, Ülkücü İşçiler Derneği ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) gençlik kollarındaki üyeliğiyle de gençlere ve emekçilere rehberlik ediyordu. Onun varlığı, çalıştığı her ortamda milli duruşun bir kalesiydi.
TEHDİT ALTINDA BİR YÜREK
Mustafa Eryiğit, seçtiği yolun zorlu ve tehlikelerle dolu olduğunu biliyordu. Vatan ve millet uğruna verilen bu kutlu mücadele, onu karanlık odakların hedefi haline getirmişti. Metinde saklı kalan o acı gerçek; onun daha önceleri de hain saldırılara maruz kalmış olmasıdır. Ancak bu tehditler, bu kahraman işçinin duruşunu bir an olsun sarsmadı. O, her saldırının ardından daha da güçlenerek, davasına olan sadakatini çelikleştirdi. O, canının bedelini ödemeyi göze alarak, geri adım atmayan bir yiğitti.
SON YÜRÜYÜŞ VE İHANET
Takvim yaprakları 15 Mayıs 1979'u gösteriyordu. Gaziantep, o gün, bir yiğidine pusu kurulduğundan habersizdi. Mustafa Eryiğit, evinden çıktı ve Tekel Caddesi'nde kararlı adımlarla ilerliyordu. Bilinmezliğe doğru attığı bu adımlar, aslında onun şehadetine giden son onurlu yolculuğuydu. Arkasındaki gölgeler, devrimci solcu katiller, bir kahramanın yüzüne bakmaya cesaret edemeyecek kadar alçakça takipteydi.
Bu bir er meydanı savaşı değildi; bu, pusuya kurulmuş bir ihanetti. Kahpe eller, tetiğe dokundu.
Mustafa Eryiğit, cepheden vurulmadı; o, ülkesi ve davası için yürürken, arka arkaya ateşlenen silahlarla sırtından vuruldu. Dimdik duran o milli yürek, kaldırım taşlarına düşüverdi.
O an, Mustafa Eryiğit'in hayatı sona ermedi; o, fedakarlığın en yüksek mertebesine, şehitlik makamına yükseliyordu. Gaziantep, o gün sadece bir işçisini değil, adanmışlığın ve cesaretin destanını yazan bir kahramanını ebediyete uğurladı.
"15 Mayıs 1979, Gaziantep. Mustafa Eryiğit'in düştüğü kaldırım taşları, bir milletin vicdanına yazılmış, namuslu bir işçinin ebedi yemini olarak kalacaktır."