"Bazı hayatlar sadece bir on altı yıl sürer; ama taşıdıkları iman, koca bir millete sonsuz bir yemin olur."
ON ALTI YILLIK YÜREK VE BİR DAVA
O, sadece bir öğrenci değildi; o, 15 Mayıs 1980 sabahı Ordu semalarında yükselen bir sancağın adıydı: SEFA KOL. Doğduğu topraklar, Ordu’nun Ulubey ilçesi, onun destanının ilk durağıydı. Henüz hayatının baharında, yalnızca 16 yaşındaydı. Bir genç için uzun vadeli planlar kurması gereken çağda, Sefa zaten en büyük kararı vermişti: Vatanına adanmışlık.
İmam Hatip Lisesi'nin son sınıfında okuyordu; aklı gelecekte, kalbi ise milletteydi. Onun omuzlarında taşıdığı en büyük yük, dönemin karanlığına rağmen gururla sahiplendiği kimliğiydi. Resmi kayıtlarda sade bir notla geçilebilecek o kahredici gerçek: Onun "suçu", Türk milliyetçisi, bir Ülkücü olmaktı. Bu inanç, ona hem onuru getirdi, hem de zalimliğin hedefi haline gelmesine neden oldu.
MİLLETİN NEFESİ: 19 MAYIS HAZIRLIĞI
1980 yılının baharı, kan ve gözyaşı ile sulanmış topraklarda gergin bir bekleyiş içerisindeydi. Sefa Kol ve arkadaşları ise, bu karamsarlığa inat, geleceğin sesini duyurmakla meşguldü. Ordu İmam Hatip Lisesi'nin avlusunda, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Gençlik Spor Bayramı etkinliklerine hazırlanıyorlardı. Bando çalışması, onların coşkusunu, gençliğin umudunu ve Cumhuriyete olan bağlılıklarını temsil ediyordu.
O gün, o bando sesinin gökyüzüne karıştığı gün, Sefa ve yüzlerce arkadaşı okuldan topluca, büyük ve canlı bir kalabalık halinde ayrıldı. Onlar marşlar söyleyen, geleceğe yürüyen bir gençlikti. Onlar silahsızdı, suçsuzdu. Ellerinde tuttukları sadece enstrümanlardı ve dillerinde sadece vatan sevgisi vardı.
ORDU SANAT OKULU ÖNÜNDEKİ İHANET
Ancak karanlık, ışığa tahammül edemezdi. Gençlerin omuz omuza, gururla yürüdükleri o an, hain pusu kurulmuştu. Ordu Sanat Okulu’nun önünde, komünist militanlar, savunmasız gençlerin üzerine ahlaksızca bir yaylım ateşi açtı. O bando sesleri, bir anda yerini namluların gürültüsüne bıraktı. Kahkahalar çığlığa, umut kurşun sesine dönüştü.
Bu, sıradan bir çatışma değildi; bu, ülkenin en temiz vicdanlarına sıkılan korkak bir kurşundu. Gençlerin toplu halinde yürüdüğü o meydan, bir anda imanın ve cesaretin son sınırı oldu. 16 yaşındaki Sefa Kol, o vahşetin tam ortasında, kendi yol arkadaşı ve kader ortağı Tufan Turhan ile birlikte hedef alındı.
ŞEHADET VE EBEDİ İSTİRAHAT
O gürültüde, o kaos anında, Sefa Kol inandığı yolda, milleti için attığı her adımın bedelini ödedi. 15 Mayıs 1980’de, on altı yıllık kısa ama destansı ömrü, kurşunların sesiyle mühürlendi. O düşüş, sadece bir gencin yere yığılması değildi; o düşüş, Ordu'nun bağrına saplanan bir hançerdi ve bir davanın şehadetle taçlanmasıydı.
Sefa ve Tufan’ın naaşları, Ordu’nun Ulubey ilçesine taşındı. Onlar, geride bıraktıkları boşluğu değil; yaşadıkları kısa hayata sığdırdıkları inancı miras bıraktılar. Onlar kuru bir tarih notu değil, vatanı için en kıymetli varlığı olan canını feda eden kahramanlar zincirinin halkası oldular.
"On altı yaşındaki bir yiğidin şehadeti, tarihin en hüzünlü marşıdır. Ve o marş, vatan sağ olsun diye susan her nefeste yankılanmaya devam edecektir."