"Bir ülkü uğruna verilen en büyük bedel, yirmi yaşın baharında, adanmış bir ruh tarafından ödenen candır."
KİMLİĞİ VE YEMİNİ
O, Giresun’un yiğit coğrafyası olan Piraziz İlçesi’nden yola çıkmış, kalbine büyük bir sevda yüklemişti. Adı Yusuf Aydın’dı. Ama o, sadece ailesinin evladı değil, aynı zamanda yüreğinde yanan sönmez bir meşalenin taşıyıcısıydı: Türk Milliyetçiliği’nin, Türk İslam Ülküsü’nün yılmaz bir neferi. Gönüllü olarak bu kutlu mücadeleye katılmış, hayatının amacını, ulusun geleceği uğruna adadığı yeminle mühürlemişti.
YİRMİ YAŞINDAKİ NİSAN
İstanbul, sadece bir eğitim şehri değil, aynı zamanda ülkücü mücadelenin de en çetin cephesiydi. Yusuf Aydın, daha hayatının baharında, yirmi yaşında bir fidandı. Atatürk Eğitim Enstitüsü’nün sıralarında ders görürken, asıl büyük dersi vatan sevgisinden almıştı. O, sıradan bir öğrenci değildi; o, geleceğin mimarı olacakken, gençliğini ve umutlarını davasının emrine vermiş kararlı bir savaşçıydı. Henüz yirmi yaşında olmasına rağmen, duruşu ve inancı, çağın bütün baskılarına meydan okuyordu.
KOŞUYOLU’NDA YÜKSELEN MÜCADELE
Takvimler 27 Mart 1980’i gösteriyordu. İstanbul-Koşuyolu’nda, sıradan bir günün telaşı yaşanıyordu. Yusuf Aydın, bindiği otobüste, ülkülerini ve hayallerini taşıyordu. Ancak o devrin karanlık gölgeleri, masumiyetin ve günlük hayatın içine sızmıştı. Komünist militanlar, bindiği otobüsü hedef aldı. O an, sivil bir araç, bir anda mücadele meydanına dönüştü.
Bu alçakça saldırıda, otobüsü tarayan hain kurşunlar, Yusuf Aydın’ı başından hedef aldı. Bu bir tesadüf değildi; bu, bir idealin temsilcisine karşı yapılmış, kalleşçe bir suikasttı. O an, Yusuf’un genç bedeni yere yığıldı, ancak ruhu ve inancı dimdik ayaktaydı. O kurşun, yirmi yıllık ömrüne atılan zorlu bir mühür oldu.
ÜÇ GÜNLÜK DİRENİŞ VE SON NEFES
Ağır yaralıydı. Haydarpaşa Numune Hastanesi’ne kaldırıldı. Hastane yatağı, onun son mevzisi, son cephesi oldu. Üç gün boyunca, o yiğit Giresunlu genç, hayatla ölüm arasındaki ince çizgide, inancının gücüyle direndi. Her nefesi, davasına olan sadakatinin sessiz bir haykırışıydı.
Ancak kader, vatanın ebedi istirahatgâhını işaret etmişti. Üç günlük amansız mücadelenin ardından, 30 Mart 1980 tarihinde, Yusuf Aydın şehadet şerbetini içti. Yirmi yaşındaki ömrü, bir destanın zirvesinde noktalandı. Naaşı, doğduğu topraklara, Giresun-Piraziz’e geri döndü ve sonsuzluğa uğurlandı.
O, inandığı değerler için canını feda eden, gençliğini feda eden büyük bir kahramandı. Yüreğindeki iman ve mücadelesindeki cesaret, onun sadece bir öğrenci değil, aynı zamanda milleti için göğsünü siper etmiş bir er olduğunu kanıtladı.
"Onun şehadeti bir bitiş değil, yirmi yıllık ömrün ebediyete yazılmış, sarsılmaz bir sadakatin destanıdır."