"Bazı insanlar sadece nefes alıp vermezler; onlar, gelecek nesillerin rahat nefes alması için kendi göğüs kafeslerini kalkan yaparlar."
NEVŞEHİR'İN KADERİNE YAZILAN İSİM: KİMLİĞİ VE ADANMIŞLIĞI
O, sadece Nevşehir’in toprağından filizlenmiş bir fidan değildi; o, kök saldığı bu diyarın vicdanıydı. Adı Mahmut Göncü’ydü. Yıl 1976’yı gösterdiğinde, 46 yıllık ömrünü şerefle tamamlamış, vatan aşkını yüreğine mühürlemiş bir Türk milliyetçisi, bir Ülkücüydü. Ne askeri üniforması ne de resmi bir unvanı vardı; o, Nevşehir’in sokaklarında esnaflık yaparak rızkını kazanan, alın teriyle geçimini temin eden, sıradanlığın ardına gizlenmiş bir kahramandı.
DÖRT DUVARIN ÖTESİNDEKİ YÜREK: BİR BABA VE ESNAF
Mahmut Göncü, evliydi ve babaydı. Sadece dükkanının değil, ailesinin de direği, ocağının sıcaklığıydı. Onun hayatı, ticari ahlakla örülmüş, çocuklarının geleceği için kurulan yuva sıcaklığıyla taçlanmıştı. 46 yaş, bir adamın hayatının en verimli, en olgun çağıydı; tecrübeyle bilgelik arasına kurulmuş, sorumluluğun en derin hissedildiği dönemdi. O, bu sorumluluğu sadece ailesine karşı değil, inandığı değerlere ve milletine karşı da taşıyordu.
ANKARA'DAN ESEN KARA RÜZGAR: İSYANIN GÖLGESİ
14 Mayıs 1976 günü, Nevşehir semalarına dışarıdan gelen bir tehlikenin gölgesi düştü. Huzurun ve sükunetin hakim olduğu bu kadim şehre, Ankara’dan yola çıkan komünist militanlar, düzeni ve birliği bozmak üzere geldiler. İlk kıvılcım Endüstri Meslek Lisesi'nde çakıldı; eğitimin kalbi hedef alındı. Ardından şehir, kanunsuz gösterilerin kargaşasıyla sarsıldı. Eylemcilerin hedefi netti: Türk Milliyetçiliğinin kalesi olan Ülkü-Bir binası ve orada bulunan Ülküdaşlar.
MİLLETİN ONURU İÇİN SON DİRENİŞ
Fitne ateşi alevlendiğinde, Mahmut Göncü ve yanındaki Ülküdaşları tereddüt etmedi. Taşlarla ve sopalarla gerçekleştirilen barbarca bir saldırı karşısında, onlar geri çekilmeyi reddetti. Bir esnaf olarak elinde sadece dürüstlüğü ve cesareti vardı, ama o cesaret tüm ordulara bedeldi. Onlar, sadece kendilerini değil, Nevşehir’in onurunu ve ülkülerini savunuyorlardı. Saldırıya karşılık verdiler; bu, sadece fiziksel bir çatışma değil, inançların ve varoluşun destansı direnişiydi.
KIZIL KURŞUNLAR VE EBEDİ YOLCULUK
Mahmut Göncü’nün kararlı duruşu, saldırganları çılgına çevirdi. Cevap, hunharca açılan bir yaylım ateşi oldu. Karanlığın ve kinin mühürlediği o kızıl kurşunlar, Nevşehir’in bu yiğit evladını hedef aldı.
O an, bir babanın ve bir Ülkücünün son anıydı. Mahmut Göncü, olay yerinde şehadet mertebesine ererken, hayatının en büyük mirası olan oğulları, açılan ateşten yaralı olarak kurtuldu. O, canını feda ederek, evlatlarına ve tüm ülküdaşlarına onurlu bir miras bıraktı.
Nevşehir'in sadık bekçisi, inancının bedelini canıyla ödedikten sonra, kahramanlık destanını Taşlıbel Mezarlığı’na mühürledi. 14 Mayıs 1976, Nevşehir semalarında bir yıldızın kaydığı, ancak ebediyen sönmediği gün oldu.
"Bazı ölümler toprak olur ama Mahmut Göncü gibi şehitlerin kanı, dik duruşun ve vazgeçilmez yurdun sonsuza dek sürecek tapusu olur."