"Bazı ruhlar, toprağın huzurunda değil, imanın ve namusun ateş hattında yaşar."
KÖKLERİNDEN DOĞAN İMAN
Amasya’nın Taşova ilçesi, Sepetlioba Köyü’nün derin ve bereketli topraklarında filizlenmiş, 40 yıllık bir çınar: Ahmet Güler. Elleri, sadece çiftçiliğin nasırını değil, aynı zamanda memleket sevgisinin ağır yükünü de taşıyordu. O, hayatını ailesinin saadeti ve milletinin bekası üzerine kurmuştu. Evliydi; geride üç fidan bırakacak, üç çocuğuna onurun ne demek olduğunu miras bırakacaktı. Kırk bahar görmüş bu adam, yaşamın en olgun çağında, sıradan bir hayatın ötesinde, kutsal bir nöbetin bekçisiydi.
ADANMIŞ BİR YÜREK: ÜLKÜ VE İMAN
Ahmet Güler’in hayatı, sadece topraktan ibaret değildi. O, yüreğini Türk-İslam ülküsüne adamış bir ülkü eriydi. Onun için bu ideal, kuru bir siyasi görüş değil; binlerce yıllık bir medeniyetin sarsılmaz inancı, şeref ve haysiyetin koruyucu kalkanıydı. O, yeryüzünde bir çiftçi olsa da, ruhu gök kubbenin altındaki en büyük değerleri korumaya ant içmiş bir savaşçıydı. Bu adanmışlık, 1979 yılının karanlık ve puslu günlerinde, onu kaçınılmaz bir hesaplaşmaya taşıyacaktı.
MUKADDESATIN SAVUNMASI
Takvimler 13 Mayıs 1979’u gösterdiğinde, Sepetli Köyü’nde bir düğün kurulmuştu. Neşenin ve birleşmenin kutlandığı o yerde, gölge gibi çöken bir karanlık beliriverdi. İmanı kirletmeye çalışan, mukaddesata küfür eden, milletin manevi değerlerine dil uzatan komünist unsurlar, huzuru bozdu.
Ahmet Güler, düğün evinin ortasında yükselen bu zulme sessiz kalamazdı. O an, bir çiftçi olmaktan çıktı; inancın, namusun ve mukaddesatın sarsılmaz kalesi oldu. O, kılıcını değil, sadece kelimelerini kullandı. Cesaretle, kararlılıkla, o necip değerlere saldıranlara karşı durdu ve onları ikaz etti.
Bu ikaz, onun hayatının en onurlu, en bedel ödenmesi gereken anıydı. Düşman, vicdanın sesine tahammül edemedi. Ahmet Güler’in dik duruşu, geri adım atmaması ve inancını savunmadaki cüreti, karanlığın nefretiyle karşılandı.
ATEŞTEN GÖMLEK VE SON NEFES
İkazının ardından, karanlık eller yükseldi ve hain kurşunlar, sadece bir bedene değil, asırlar süren bir imana sıkıldı. Ahmet Güler, 13 Mayıs 1979 günü, bizzat savunduğu mukaddesatın uğruna, kendi köyünde, Sepetlioba’da şehadet makamına erdi. O, canını ortaya koyarak, inanç ve değerlerin paradan ve makamdan daha üstün olduğunu kanıtladı.
Kahramanlık, sadece cephede mermi atmak değildir; kahramanlık, düğün evinin ortasında bile, doğru bildiğin uğruna ölüme yürüyebilmektir. Ahmet Güler, bu büyük bedeli ödedi ve toprağın asıl sahibi olduğunu kanıtladı. Cenazesi, doğduğu ve uğruna can verdiği Sepetli Köyü’nün toprağına, ebedi bir tohum gibi ekildi. Artık o, sadece bir şehit değil; Türk Milliyetçiliği davasının, onurunu namusuyla savunanların ebedi meşalesidir.
"Ahmet Güler, sadece bir toprak parçasını değil, bir milletin vicdanını savunanların ebedi ismidir."