“Bazı hayatlar sadece yaşanmaz; karanlık çöktüğünde, onlar bir davaya siper olur ve ardında adanmışlığın sarsılmaz gölgesini bırakır.”
SİNOP TOPRAĞININ YÜREKLİ NEFERİ
TÜRK MİLLİYETÇİSİ ÜLKÜCÜ ŞEHİT SADULLAH YILDIRIM, Sinop'un kadim topraklarında doğdu ve kaderini bu topraklara mühürledi. Henüz hayatının baharında, yirmi sekiz yaşındaydı. Mesleği, radar servisindeki onurlu bir işçilikti; ama asıl rütbesi, ülkü uğruna verdiği mücadelenin neferi olmaktı. O, yalnızca bir işçi değil, 1980 yılının çalkantılı rüzgârlarında, Sinop’taki Ülkücü teşkilatı ayakta tutmaya çalışan, davasının ateşini kalbinde taşıyan bir direniş kalesiydi.
BİR YUVANIN BEKÇİSİ VE BİR MİRASIN GÖLGESİ
Sadullah Yıldırım, Zeytinlik mahallesinde ikamet eden, iki evladının geleceği için mücadele eden mütevazı bir aile babasıydı. Evliydi ve geride bıraktığı omuzlarında, yurdun sorumluluğu kadar, yuvasının sorumluluğu da vardı. O, henüz doğacak üçüncü evladının yüzünü göremeyeceğini bilmeden, attığı her adımı, ailesinin ve ülkesinin huzuru için atıyordu. Onun mücadelesi, sadece siyasi bir duruş değil, aynı zamanda geride bırakacağı ismin ebediyen yaşayacağı bir mirasın mührüydü.
KADERİN YAZILDIĞI O KARANLIK GÜN
Tarih 13 Mayıs 1980’i gösterdiğinde, Sinop’un üzerine çöken karanlık, sadece bir gece değildi; bir pusuydu. Saatler 22.00 sıralarını gösteriyordu. Sadullah Yıldırım, ailesi için gerekli olan en basit ve en kutsal ihtiyaçlardan biri için, bir parça ekmek almak üzere evinden ayrıldı. Bu sıradan yolculuk, onun hayatının son destansı yürüyüşü olacaktı.
SON ADIM VE ŞEHADETİN YÜCELİĞİ
Ekmeğin peşinde çıktığı o yolda, komünist militanlar tarafından kurulan hain bir pusu onu bekliyordu. Bakkalın yanında bulunan kahvehanenin gölgesinde, karanlık, üzerine kanlı bir saldırı başlattı. Sadullah Yıldırım, onurlu duruşundan taviz vermeyerek, canı pahasına davasına siper oldu. O anlar, kayıtlara sadece silahlı saldırı olarak geçti; ancak hakikat şuydu ki, o, geri adım atmadığı ve korkuya teslim olmadığı o son anda, davasının zirvesine ulaşmıştı. Hayatını ortaya koyarak, namus bildiği ülküleri için şehadet şerbetini içti.
EBEDİ MİRAS
Sadullah Yıldırım’ın naaşı, çok sevdiği Sinop toprağına, ebedi istirahatgâhına tevdi edildi. Ancak onun hikâyesi, bedeniyle birlikte toprağa karışmadı. Şehadetinden kısa bir süre sonra, dünyaya henüz gözlerini açmamış olan üçüncü evladı doğdu. Ve o küçük çocuğa, mücadele ve fedakârlığın sembolü olarak, babasının yiğit adı verildi. Böylece Sadullah Yıldırım’ın ruhu, oğlunun adıyla, bayraklaşan bir efsane olarak yaşamaya devam etti; 28 yıllık kısacık hayatına sığdırdığı destan, nesillere aktarılacak sarsılmaz bir yemine dönüştü.
“O, ekmek için çıktığı yolda canını feda etti; lakin geride bıraktığı isim, nesiller boyu vatanın ekmeği ve onuru oldu.”