"Bazı hayatlar, sadece yaşanmak için değil, uğruna ölünecek bir inancın dersini vermek için vardır."
ADI VE YEMİNİ
Tarih, 13 Mayıs 1979. Coğrafya, Karadeniz’in hırçın ama bereketli toprağı: ORDU-FATSA. Ali Çetin, sıradan bir isim değil, bir yeminin taşıyıcısı, Türk Milliyetçiliği davasının Fatsa’daki sarsılmaz bekçisiydi. O, sadece Ordu’da doğmuş bir vatandaş değil; milletine adanmışlığın desturunu yüreğinde taşıyan Ülkücü bir neferdi.
MİLLETİN ÖĞRETMENİ, FATSA'NIN IŞIĞI
Ali Çetin’in mesleği, ruhunun derinliğini yansıtan kutsal bir görevdi: ÖĞRETMEN. Bir ilkokul öğretmeniydi o; geleceğin tohumlarını ekerken, aynı zamanda davasının sancaktarıydı. Sadece dört duvar arasında değil, tüm Fatsa’nın ülküye açılan kapılarında çalıştı. O, Ülkü-Bir çatısı altında fikri mücadeleyi omuzlarken, Fatsa’da Ocak teşkilatının kuruluşunda en büyük emeği verenlerden biriydi. Karanlığın çöktüğü, kutuplaşmanın en derin olduğu yıllarda, Ali Çetin adanmışlığıyla bir meşale tutuşturmuş, gençliğin yolunu aydınlatan bir kutup yıldızı olmuştu.
KARANLIĞIN KALBİNDEKİ İHANET
Bir kahramanın en büyük sınavı, düşmanın gücü değil, içinden yükselen ihanettir. Ali Çetin’in trajedisi de buradan besleniyordu. Bölücü ve yıkıcı eylemleriyle bilinen DEV-YOL militanları, Fatsa’daki bu ışığı söndürme hedefindeydi. Ancak en ağır darbe, en yakın çevreden geldi: Kendi akrabalarından olan militanlar, kalleş bir planın azmettiricisi oldu. Ali Çetin, sadece ideolojik bir düşmanın değil, aynı zamanda aile bağlarının koptuğu bir ihanet çemberinin ortasındaydı. O, duruşundan vazgeçmektense, bu acı gerçeği bir kahramanlık nişanesi olarak kabul etti.
SON DURUŞ: PUSU VE EBEDİYET
O karanlık günün, 13 MAYIS 1979 tarihinin detayları, bazen şehidin fedakârlığı karşısında sessiz kalır. Biliyoruz ki, ülküdaşımız bir pusuya düşürülmüştü. Bir öğretmen, bir dava adamı, Ordu sokaklarında, inancının bedelini ödemeye kararlı bir şekilde yürürken, arkadan gelen hainliğin hedefi oldu. O anın dehşeti, son nefesine kadar gösterdiği metanet ve kararlılığı gölgede bırakamaz. Ali Çetin, kendi doğduğu topraklarda, kurduğu teşkilatın gölgesinde, ideallerinden zerre taviz vermeden ebediyete yürüdü. O, ölümü değil, adanmışlığı seçerek, Fatsa’nın gençliğine son dersini verdi.
KİRLİ HESABIN SONU
Kahramanlar, bedel ödeyerek ölümsüzleşirken; ihanetin ve kötülüğün sonu ise genellikle pişmanlık ve hüsrandır. Ali Çetin’i pusuya düşüren, tetiği çeken DEV-YOL militanı Kenan Özcan, 1985 yılında Amasya Cezaevinde intihar etti. Kahramanımız Ali Çetin ruhunu sükûnetle teslim ederken, cani, vicdanının ağırlığından kaçamadı. Bu, sadece bir ölüm değil, ülkü uğruna verilen mücadelenin, karanlığın üzerine mutlak bir zaferidir.
"Fatsa'nın toprağına düşen her damla kan, ülkü denen o sancağı daha da yukarıya çekmekten başka bir işe yaramadı."