"Bazı ruhlar, yürüdükleri dar sokakları değil, göğüslerinde taşıdıkları büyük davayı kutsar."
KİMLİĞİ VE ADANMIŞLIĞI
O, İstanbul’un toprağından filizlenmiş, ruhunu büyük bir ülküye adamış bir yiğitti. Ham metinde adı, sadece bir meslekle değil, bir duruşla anılır: TÜRK MİLLİYETÇİSİ ÜLKÜCÜ ŞEHİT HÜSEYİN CANKATAN. İstanbul’un karmaşık sokaklarında, hayatını alın teriyle kazanan bir seyyar satıcıydı. Ekmeğini kazanma mücadelesi verirken, aynı zamanda milletinin bekası için omuzlarına yüklediği davayı taşıyordu. Onun mesleği sadece geçim kaynağı değil, halkın arasına karışarak mücadelesini sürdürdüğü bir cepheydi.
YAŞAM ÇEMBERİ VE İMTİHAN DURAĞI
Hüseyin Cankatan, İstanbul’un Dudullu semtinde ikamet ediyordu; ancak onun yaşadığı bölge, sıradan bir mahalle olmaktan çıkmış, bir direniş sahasına dönüşmüştü. O yılların karanlık yüzü, devrimci solcu-komünist militanlarca bölgeyi "kurtarılmış bölge" ilan etmişti. Bu, bir ülkücünün hayatının her anının tehlike altında olduğu, inançlarına sadık kalmanın en büyük cesaret eylemi sayıldığı bir atmosferdi. O, tehdide rağmen evinden, davasından veya seyyar satıcılık yaparak kazandığı onurlu ekmeğinden vazgeçmedi. Tehlike, onun adımlarının rehberi olmuştu.
O KARANLIK GÜN: 12 MAYIS 1978
Takvimler 12 MAYIS 1978 tarihini gösterdiğinde, bu adanmış ruhun imtihanı doruk noktasına ulaştı. O gün, can düşmanlarının gölgesinde kalan İstanbul’da, Ihlamurkaya Mahallesi’nde bulunuyordu. Verilen bilgi azdır; ancak o gün yaşananlar, büyük bir kahramanlığın sessizliğini taşır. O, düşmanın hakimiyet ilan ettiği topraklarda tek başına dimdik durdu. Olay Günü’nün detayları, onun son anındaki duruşu kadar belirgin değildir; belki de bu bilinmezlik, fedakârlığın büyüklüğünü anlatır.
ATEŞ ÇEMBERİNE YÜRÜYÜŞ
Hüseyin Cankatan’ı vuran, sadece kurşunlar değildi; kendi mahallesini ele geçiren ideolojik nefretin karanlığıydı. Ham metin, o anı kısaca belirtir: "Ihlamurkaya Mahallesinde ülküdaşımızı kurşunlayarak şehit ettiler." Kurşunların ne zaman ve nasıl isabet ettiği bilinmez; bilinen tek şey, Hüseyin Cankatan’ın canını alacak kadar güçlü bir nefretin karşısında, sırtını dönmek yerine göğsünü siper ettiği gerçeğidir. Seyyar satıcının elindeki terazi, o gün canı pahasına savunduğu davanın şahidi oldu. O, teslimiyeti reddederek, o karanlık bölgenin ortasında en büyük bedeli ödemeyi seçti.
EBEDİ HATIRA: ŞEHADETİ
12 MAYIS 1978, Hüseyin Cankatan’ın hayatının sonlandığı gün değil, aksine adının tarihe Ülkücü Şehit olarak eklendiği gündür. İstanbul, onun fedakarlığıyla daha da kutsanmıştır. O, bir semtin militanca ‘kurtarılmış bölge’ ilan edilmesinin, bir milliyetçinin iradesini kıramayacağını kanıtladı. Onun şehadeti, kuru bir olay kaydı değil, bir milletin onurunu, basit ve dürüst bir hayatın içinde bile nasıl taşıyabileceğini gösteren destansı bir örnektir.
"Ekmeğini onuruyla kazananlar, davası için canını verdiğinde, toprak sadece bir beden değil, bir bayrak daha kazanır."