“Adalet, bazen bir ocağın başında yedi yetimin babasının beklediği otobüs durağında, kanla yazılır.”
ANAYURDUN SESSİZ KALKANI
Adı, Halil Saygılı. Soyadı, daima taşıdığı yüce mefkûrenin ve toprağına olan sarsılmaz bağlılığın yansımasıydı. O, Adana’nın Kozan ilçesine bağlı Boğazözü Köyü’nden fışkıran, vatan sevgisiyle yoğrulmuş bir Türk Milliyetçisi, bir Ülkücüydü. Kuru bir biyografinin satırlarına sığmayacak kadar derin bir adanmışlığın timsaliydi.
1980 yılının o kasvetli ve çalkantılı döneminde, Halil Saygılı bir kalkan gibi duruyordu. Mesleği, kanun ve nizamın son hattıydı: Gardiyan. Cezaevinin soğuk duvarları ardında görevini yaparken bile, kalbi Yüreğir ilçesinin Kiremithane Mahallesi’ndeki sıcak yuvasında, evli olduğu eşi ve hayatının anlamı olan yedi çocuğunda atıyordu.
YÜREĞİNDEKİ ONUR VE YÜK
Omuzlarındaki yük ağırdı. Henüz 42 yaşındaydı; ömrünün baharında, ailesinin geleceğini sırtlanmış, bir yandan da ülkesini saran tehlikelere karşı duruşunu hiç bozmamıştı. Her sabah, ailesine son bir kez bakar ve adalet nöbetine doğru yola çıkardı. Bu, sadece mesaiye gitmek değil, inandığı değerler uğruna her gün yeniden yemin etmekti.
Onun varlığı, sarsılmaz bir kale misaliydi. O, sadece mahkûmları gözetlemekle yükümlü değildi; o, cepheye dönmüş bir memurdu; vatanın bekası için sessizce nöbet tutan binlerce adsız kahramandan biriydi.
ALIN YAZISINA YÜRÜYÜŞ
Takvimler 12 Mayıs 1980 Pazartesi sabahını gösteriyordu. Halil Saygılı, o sabah da her zamanki gibi Yüreğir’den, Kiremithane Mahallesi’nden çıktı. Gün, henüz aydınlanmamış, hayatın telaşı yeni başlamıştı. Kozan yolu üzerinde, otobüs durağında, görevine gitmek için bekliyordu.
Saatler 07.20’yi vurduğunda, o durağın etrafını bir anda ölüm sessizliği sardı. O an, bir gardiyanın, yedi evladın babasının, ülkücü bir neferin rutini, ebedi bir destana dönüşmek üzereydi.
GÜNEŞİN KARARDIĞI AN
İki komünist militan, pusuya yatmışlardı. Onların hedefi, sadece bir gardiyan değildi; onların hedefi, Halil Saygılı’nın temsil ettiği adalet, düzen ve milliyetçilik ruhuydu.
Hiçbir uyarı, hiçbir kaçış anı yoktu. 07.20’de gerçekleştirilen o alçak silahlı saldırı, kahramanın en savunmasız anında, göreve giderken gerçekleşti.
Halil Saygılı, yerinden kıpırdayamadan, son nefesini görev yolunda verdi. Direnişin en büyük simgesi, kararlılığın en onurlu duruşu oldu. Oracıkta, o otobüs durağında, emaneti olan yedi evlada ve binlerce ülküdaşına geride sadece çelikten bir irade miras bırakarak şehit düştü. O, yere düşmedi; adını, beklediği toprağa kazıdı.
SON NEFES, SON TOPRAK
Kahraman, Adana’nın yabancısı olduğu bir yerde kalmadı. Halil Saygılı’nın naaşı, doğduğu topraklara, Kozan’ın Bağözü köyüne taşındı. Onu büyüten, ona milli şuuru aşılayan o kutlu toprak, şimdi onu ebediyete uğurluyordu.
12 Mayıs 1980’de, Adana’nın bir durağında, bir milletin bekçisi, yedi evladın babası, vazifesinin başında fedakârlığın en yüce örneğini göstererek tarihe geçti.
“Halil Saygılı’nın şehadeti, otobüs bekleyen bir babanın vatanı için durduğu o son noktadan, asla geri dönmeyeceğimiz bir yemin fısıldar.”