"Bazı hayatlar bir dönemin karanlığına meydan okumak için yazılır; onlar, feda edilen gençliğin en parlak destanlarıdır."
ATEŞTEN DOĞAN SÖZ
12 Mayıs 1980'de Artvin topraklarını kanıyla mühürleyen bir yiğit; Türk Milliyetçisi Ülkücü Şehit Sedat Hacıoğlu. Artvin'in Murgul ilçesinde doğmuştu, ancak kaderi onu İstanbul'un siyasi çatışma alanlarına, üniversite sıralarına taşımıştı. Henüz 23 yaşındaydı. Yaşadığı Artvin Merkez Hayfet mahallesinden yola çıkıp, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ne varmıştı.
O, sadece bir öğrenci değildi; cephede bir sancaktardı. Fakülte duvarlarının akademik huzur yerine, ideolojik fırtınalarla çalkalandığı o zorlu dönemde, Ülkücü Teşkilatın İkinci Başkanlığını üstlenmişti. Bu görev, masa başında verilen bir unvan değil, Devrimci solcu-komünist öğrencilerin baskısına karşı bir duruş, bir yemin anlamına geliyordu.
MÜCADELE MEYDANI VE ZİNDAN YILLARI
İstanbul, onun için sadece okuduğu şehir değil, onurunu koruduğu bir mücadele meydanıydı. İdeolojilerin acımasızca çarpıştığı o günlerde, ilk darbeyi yedi. Haince bir saldırıya uğradı ve bıçaklandı. Ancak bu yara, onun kararlılığını asla azaltmadı.
Mücadele amansızdı. Daha sonraki kavgalarda, zalimliğe karşı gösterdiği direnişin bedeli olarak iki Devrimci solcu-komünist militan yaralandı. Ancak o dönemin adaleti, haklıyı değil, güçlü olanı koruyordu. POL-DER’li polislerin marifetiyle, kahramanımız suçlandı ve tutuklanarak zindanlara atıldı.
Sedat Hacıoğlu, mücadelesini demir parmaklıklar ardında sonlandırmayı reddetti. Dava kesinleştiğinde, esareti kabul etmedi ve cesaretle cezaevinden firar etti. Bu firar, yenilginin değil, mücadelenin devam edeceğine dair verilmiş gür bir sözdü.
SON SIĞINAK, SON DİRENİŞ
Sedat Hacıoğlu, firarın ardından yabancı topraklara kaçmak yerine, ruhunu besleyen, doğduğu topraklara döndü: Artvin’e. Olay Günü geldiğinde, memleketinde bile rahat bırakılmayacağını biliyordu. Peşindeydiler; ihanetin gölgesi onu Kartalkaya ormanına kadar takip etti.
O gün, 12 Mayıs 1980'de, Kartalkaya ormanı onun son sığınağı, son direniş noktası oldu. Takip eden Devrimci solcu-komünist militanlarla karşı karşıya geldi. Teslim olmayı aklının ucuna bile getirmeden, onuru için, davası için bir silahlı çatışmaya girdi.
ZAMANIN DURDUĞU AN
Kartalkaya'nın yeşilliği, o çatışmanın dehşetine ve kahramanlığın görkemine tanıklık etti. Sedat Hacıoğlu, 23 yıllık kısa ömrünü, adanmışlığının en yüksek mertebesiyle taçlandırdı. Gelen kurşunlar, onun yalnızca bedenini durdurabilirdi; şakağından ve kalbinden aldığı isabetlerle, olay yerinde, mücadele ettiği mevzide şehit düştü.
O, inandığı değerler uğruna hapisten kaçan, memleketine dönerek son kurşununa kadar savaşan, adını tarihe 23'lük bir destan olarak yazdıran ülkücü bir neferdi.
"Sedat Hacıoğlu, 23 yaşında, toprağa düşmedi; Kartalkaya'nın zirvesinden, ebedi bir nöbetçi olarak kalplerimize kazındı."