"Bazı hayatlar, sadece yaşanmak için değil; bir inancın, bir duruşun ve bir milletin geleceğinin mührü olmak için yeryüzüne iner."
---
YİĞİT BİR GÖNÜL ADAMINA DAİR
Mustafa Çiftçi. Adı, Gaziantep’in bereketli topraklarında yankılanan, sadece 24 bahar görmüş bir fidanın hikâyesiydi. Hayatını henüz yeni kurmuştu; bir yuvası, kendisinden güç alan bir eşi ve geleceğe umutla bakan masum bir evladı vardı. Ancak o, ocağının sıcaklığını, gönül verdiği büyük davanın sarsılmaz ateşiyle birleştirmişti. O, sadece bir eş ve baba değil; Türk Milliyetçiliğine adanmış, Türk-İslam mücadelesinde yerini almış bir ülkü eriydi.
VAZİFESİNİN ASİLİYETİ
Mesleği, Gaziantep İl Sağlık Müdürlüğünde müstahdemlikti. En sade görevde bile, en yüksek ahlakı taşıyordu. O, dürüstlüğü ve çalışkanlığıyla tanınan, işine sadakatiyle çevresinde sevgi çemberi oluşturmuş bir neferdi. Mustafa Çiftçi, makamların veya unvanların değil, vicdanın emrettiği vazifelerin peşindeydi. Gönlünde taşıdığı büyük iman, onun mütevazı mesleğini bile bir adanmışlık abidesine dönüştürüyordu.
İMANIN BEDELİ
Ancak o çetin yıllarda, sadece meslek sahibi olmak yetmiyordu; bir duruş sergilemek, hayatın en büyük riski haline gelmişti. Mustafa Çiftçi, taşıdığı bayrak ve savunduğu ülkü uğruna hedef tahtasına konuldu. Onun suçu, MHP’li ve ülkücü olmaktı.
Faruk Özdemir, Mehmet Soğan, Mahmut Aktaş ve Mehmet Çimen gibi devrimci-solcu komünist militanlar, karanlık bir karar aldılar: Bir vatan evladını, sadece inancından ötürü infaz etme kararı. Planlarını uygularken önce takip ettiler. O yiğidin evine gidişini, işine gelişini izlediler. Mustafa Çiftçi, her adımını tehlikenin gölgesinde atmayı bilenlerdendi. O, geri adım atmadı.
O KARANLIK GÜN: SON YEMEK VAKTİ
Takvimler 29 Mart 1979’u gösteriyordu. O gün, Gaziantep’te sıradan bir öğle yemeği vakti, ebedi bir ayrılığın anına dönüştü.
Mustafa Çiftçi, her zamanki gibi iş yerinden ayrılmış, öğlen yemeğine doğru yürüyordu. Tekel Caddesi 10 nolu sokağın başına geldiğinde, pusu kurulmuştu. En alçakça saldırı, en korumasız anda gerçekleşti. Türk milletinin geleceği için yürüyen bu mücahit, iki ayrı yönden yağan kurşunların hedefi oldu. Bu, bir çatışma değildi; bu, bir inanca sıkılan kalleş bir kurşundu.
ŞEHADETİN ULVİ MERTEBESİ
Aldığı kurşun yaraları, genç bedenini yere sererken, Mustafa Çiftçi 24 yaşında, arkasında bıraktığı yetim evladı ve bir milletin vicdanına kazınan büyük bir fedakârlıkla Ülkücü Şehitler Kervanına katıldı.
O gün, Tekel Caddesi’nin o sokağında sadece bir can yitirilmedi; o gün, bir ülkücünün kararlı duruşu, canı pahasına tescillendi. O, geri çekilmemenin, yılmamanın ve inancı uğruna son nefesine kadar direnmenin destanını yazdı. Katilleri daha sonra yakalandı, ancak Mustafa Çiftçi’nin adı, adalet tecellisinden çok önce, tarihin şeref levhasına kanıyla yazılmıştı.
---
"Mustafa Çiftçi, o gün sadece düşmedi. O, bir milletin vicdanında sonsuzluğa uzanan bir sancağın, 24 yıllık ömrüyle dikilmiş ebedi direği oldu."