"Bazı ruhlar eğilmez; fırtınanın en şiddetli anında bile vatan için dimdik durur ve varlığını en yüksek bedelle mühürler."
KİMLİĞİ VE İKİ ÇOCUĞUN YÜKÜ
MAHMUT KANDEMİR… O, ne bir generaldi ne de bir devlet adamı. O, yalnızca Uşak’ın Ulubey ilçesinin Büyükayalık Köyü’nden, elleri nasırlı bir İŞÇİ idi. Ama yüreği, çelikten daha sert, imanı ise dağlardan daha yüksekti. Otuz bir yıllık kısacık ömrüne, bir yuvanın sorumluluğunu ve iki evladın geleceğini sığdırmıştı. Evli ve iki çocuk babası olarak, vatan davasını kalbinde taşıyan her kahraman gibi, ailesine olan sevgisiyle inancına olan bağlılığı arasında zorlu bir denge kurmuştu. O, sıradan bir hayatın en onurlu bekçisiydi.
KARANLIĞIN KUŞATTIĞI YUVA VE MİHNETLİ GÖÇ
Mahmut Kandemir’in doğup büyüdüğü Büyükayalık Köyü, 1980 öncesinin o kanlı ve puslu günlerinde karanlık bir kuşatma altındaydı. Devrimci solcu-komünist militanlar, bu kutsal topraklara baskı kurmuş, köyü resmen bir “kurtarılmış bölge” ilan ederek, milliyetçi duruş sergileyen her vatan evladını hedef haline getirmişti. Mahmut Kandemir, ailesini ve inancını koruma pahasına, yüreği kanayarak baba ocağını terk etmek zorunda kaldı. Bu, bir geri çekiliş değil, inandığı değerler için toprağını terk etmeye mecbur bırakılmış bir kahramanın zorunlu GÖÇÜ idi. O, vatanın bir köşesi işgal altındayken bile, direniş ateşini Ulubey ilçesine taşıyan sönmez bir meşaleydi.
FEDAKÂRLIKTA SON ADIM: ULUBEY'DE O GÜN
Takvimler 10 Mayıs 1980’i gösteriyordu. Baharın toprağı yeşerttiği bir günde, kan ve barut kokusu havayı zehirlemekteydi. Tüm baskılara, tehditlere ve uğradığı zorunlu göçe rağmen, Mahmut Kandemir inancından zerre taviz vermemiş, Ulubey ilçesinde dik duruşunu sürdürüyordu. O gün, Mahmut Kandemir ilçenin sokaklarında dolaşırken, gözünü vatan sevgisi bürümüş olanlar tarafından pusuya düşürüldü.
Olayın detayları, Mahmut Kandemir’in ne denli tehlikeli bir ortamda kararlılıkla yürüdüğünü gösteren bir KAHRAMANLIK MÜHRÜDÜR.
İHANETİN KURŞUNU VE EBEDİYETE YÜRÜYÜŞ
Mahmut Kandemir, hiçbir zaman düşmandan kaçmadı. Onun duruşu hep öne, davaya ve geleceğe dönüktü. Bu yüzden, devrimci solcu-komünist militanlar, onun o onurlu yürüyüşüne alçakça bir saldırıyla karşılık verdi: Ülküdaşımızı sırtından vurarak şehit ettiler.
Bu eylem, sadece bir cinayet değil, bir duruşa karşı yapılan en büyük korkaklığın imzasıydı. Mahmut Kandemir, arkadan gelen kurşunla sadece bedenini bıraktı; ancak bu son hareket, onun davasına ne kadar sadık kaldığını, ne kadar cesur olduğunu ve arkasına bakma ihtiyacı dahi hissetmediğini tüm dünyaya ilan etti. O, 31 yaşında, bir işçi olarak başladığı hayatını, 10 Mayıs 1980’de adını tarihe yazan bir şehit olarak tamamladı.
"Sırtından vursalar bile, bu millete adanmış bir ruhun yüzü daima geleceğe dönüktür; zira Mahmut Kandemirler asla geri adım atmaz, sadece yükselir."