"Bazı hayatlar yıl ile değil, uğruna yandıkları idealin ateşiyle ve göğüs gerdikleri karanlıkla ölçülür."
ADANA'NIN YÜREĞİNDEKİ MİLLİYETÇİ RUH
O, sadece bir isim değildi; o, Adana topraklarında kök salmış, davasına adanmışlığın destansı bir timsaliydi. TÜRK MİLLİYETÇİSİ ÜLKÜCÜ ŞEHİT İSMAİL GÖÇER. Doğduğu topraklar olan Adana’yı mesken tutmuş, ailesiyle birlikte Şehit Duran Mahallesi’nin sokaklarında onuruyla yürüyen bir isimdi. O, kırk yaşlarının olgunluğunda, mücadelesini MHP teşkilatının saflarında dimdik durarak sürdürüyordu. İsmail Göçer, siyasi kimliğini sadece bir üyelik olarak değil, bir varoluş amacı olarak görüyordu.
ALIN TERİ VE İDEAL UĞRUNA ÇEKİLEN IZDIRAP
O, bu vatanın sırtını dayadığı, sessiz kahramanlardandı. Mesleği işçiydi; özel bir iş yerinde alın teriyle ekmeğini kazanırken, ruhunu besleyen tek şey Türk milletinin geleceğiydi. Ancak ideal uğruna ödenen bedeller ağırdı. Şehadetinden önce dahi, karanlık eller onu hedef almıştı. POL-DER’li polislerce sorguya alınmış, kahraman duruşundan vazgeçmesi için dayanılmaz işkencelere maruz bırakılmıştı. O, tüm bu baskı ve ızdıraplara rağmen eğilmedi, bükülmedi. Zulmün gölgesinde dahi, davasına olan sadakatini terk etmedi. O sorgu odalarından çıktıktan sonra attığı her adım, artık bilerek ateşe doğru atılmış bir adımdı.
10 MAYIS 1979: KAHRAMANIN SON MECLİSİ
Takvimler 10 Mayıs 1979’u gösterdiğinde, Adana’nın üzerinde kanlı bir gölge dolaşıyordu. İsmail Göçer, ailesiyle birlikte yaşadığı Şehit Duran Mahallesi’nde, mahallenin ortak yaşam alanı olan bir kahvehanede bulunuyordu. Burası, komşuluk ve huzurun sığınağı olmalıydı; ancak nefret, o kutsal mekanı kana bulamayı hedeflemişti.
O an, tarihin en alçakça saldırılarından biri gerçekleşti. Komünist militanlar, yanlarında taşıdıkları silahlar ve av tüfekleriyle kahvehaneye canice bir saldırı başlattılar. Kahramanımız İsmail Göçer, o yaylım ateşinin ortasında kaldı. O karmaşada dahi, son nefesine kadar ülküdaşlarının ve davasının onurunu korudu.
EYLEMİN VE İDEALLERİN SON SÖZÜ
O kahvehaneden yükselen yaylım ateşi sadece bir kurşun yağmuru değildi; ülkücü harekete ve milli iradeye sıkılmış bir ihanet kurşunuydu. İsmail Göçer’in kırk yıllık hayatı, hain bir saldırıyla sonlandırılmıştı. O, sıradan bir işçiyken, hayatını bir ideal uğruna feda ederek ebedi bir kahramanlık mertebesine yükseldi. Adana, 10 Mayıs 1979 günü, bir evladının kanıyla sulanmış, ama aynı zamanda onun fedakarlığı sayesinde davasının sarsılmazlığını bir kez daha tescillemişti.
İsmail Göçer, ne mesleği ne de yaşıyla değil; maruz kaldığı işkencelere rağmen dimdik duruşu ve o karanlık günde dahi geri adım atmayarak verdiği son nefesiyle hatırlanacaktır.
"O, vatanın sessiz nöbetçisiydi. Vücudu toprağa düştü, ama uğruna savaştığı büyük ideal, onun kanıyla mühürlenerek ebediyete yükseldi."