"Bazı insanlar sadece yaşamazlar; duruşlarıyla, adanmışlıklarıyla yaşadıkları çağa bir destan yazarlar."
KİMLİK VE ADANMIŞLIĞIN YUVASI
Kocaeli toprağının yiğit bir evladıydı Nuri Demirbaş. Gebze ilçesinde yeşeren, 33 yıllık ömrüne şerefli bir mücadeleyi sığdıran bir Türk milliyetçisiydi. O, sadece bir esnaf değildi; kahvehanesi, davasına gönül verenlerin toplanma yeri, milletin derdinin konuşulduğu bir ocaktı. Evliydi; arkasında bıraktığı iki evlat, onun geleceğe dair en büyük ümidiydi. O bir babaydı, bir eşti, lakin her şeyden önce, inandığı değerler uğruna tüm varlığını ortaya koymuş bir ülkü neferiydi. Gebze Milliyetçi Hareket Partisi İlçe teşkilatının yönetiminde görev alışı, onun sadece dükkanına değil, tüm milletine sahip çıkma yeminini gösteriyordu.
ALNINDAKİ YAZI VE KARARLILIK
Nuri Demirbaş, neferi olduğu davanın bedelinin ağır olduğunu çoktan biliyordu. Canını ortaya koyduğu bu yolculukta, ölümün soğuk nefesini ilk kez ensesinde hissetmemişti. Daha önce uğradığı hain bir saldırı sonucu ağır yaralanmış, günlerce hastane yataklarında tedavi görmüştü. Bu olay, başkaları için geri çekilme sebebi olabilirdi, ancak onun için vazgeçmek yoktu. Ailesine karşı duyduğu sorumluluk nedeniyle yönetim kademesinden ayrılsa bile, mücadelesinden asla kopmadı. Onun kararı, geri çekilmek değil, mevzi değiştirmekti. Mahallesinin temsilciliğini sürdürerek, tehlikenin göbeğinde, son nefesine kadar ülkücülük sancağını taşıyacağına yemin etti.
SON KALE: O KARANLIK 10 MAYIS
1980 yılının kanlı baharında, 10 Mayıs günü geldi çattı. Nuri Demirbaş’ın işlettiği kahvehane, o akşam Gebze’deki sükunetin son kalesi olacaktı. Ancak karanlık güçler, 13 kişilik komünist militan grubunun eliyle, o kahvehaneye namlunun ucunda bir baskın düzenlemeye karar vermişlerdi. Bu, bir çatışma değil, gözü dönmüş bir linç girişimiydi. Kahramanımız, davasının simgesi haline gelen o mekanda, sayıca kendinden kat kat üstün olan bir güruhun karşısına dikildi.
DESTANIN YAZILDIĞI AN VE SON FEDAKARLIK
Nuri Demirbaş, vatanına ve inancına duyduğu sadakati son nefesinde kanıyla mühürledi. On üç karanlık gölge, onun üzerine kurşun yağdırdı. Önce kurşuna dizildi; vatan aşkıyla titreyen bedeni, düşmanın nefretiyle delik deşik oldu. O an, oğlu da o dehşetin ortasındaydı ve ağır yaralanmıştı.
Ancak düşman, bu kahraman esnafın yere yığılmış bedenindeki ruhu yok edememişti. İnsanlık sınırlarını aşan bir vahşetle, ağır yaralı ve savunmasız bir vaziyette yerde yatarken, hainler yanına bir bomba bıraktılar. O bomba, sadece bir patlama sesi çıkarmadı; Nuri Demirbaş’ın adanmışlığının son ve en ağır mühürü oldu. Canını, ailesini ve davasını korumak için attığı son adım, onun şehadetle taçlanmasını sağladı.
O gün Kocaeli’de, 33 yıllık hayatını kahramanlığıyla noktalayan Nuri Demirbaş, sadece fiziken yok olmadı; fedakârlığı ve cesareti, Gebze topraklarında sönmeyecek bir meşale yaktı.
"Şehitler asla ölmez; onlar, geride kalanların kalplerinde hürriyetin ve onurun ebedi adresi olarak yaşamaya devam ederler."